26/4/2009 · Kategori: siir bolumu

Anladım
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,Kendi yolumu çizdiğimde anladım.

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat,okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..

Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım...

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..

Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..

Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..

''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..

Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum''diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım...

Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..

Sevgi emekmiş,Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar
sevmekmiş...


can yücel

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/4/2009 · Kategori: siir bolumu

BEN SANA MECBURUM


Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir aksam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yasamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yasamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziranda mavi benekli
çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yasamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.

Attila İlhan

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/4/2009 · Kategori: siir bolumu

ELVEDA CEYLANIM

Martılar hiç bu kadar benzememişti ölüme

Bu kadar aldanmamıştım kanatlarının beyazına

Demek ölümden zor gidişlerde varmış

Ve çekermiş bir yüreği eteğinden tutarak denize doğru

Demek yaslandığım güneşlerin tılsımı bu kadarmış

Demek böyle ansızın gelirmiş ölümden zor olan

 

Yine de gözlerinin sürmesiyle uğurla beni

Her sabah yeniden ve daha güzel doğan gözlerin

Her akşam yeniden ve daha çetin öldüren gözlerin

Yine de sevdiğin bir yanım varsa sen de kalsın

Ve hep öylece bul beni mısralarımda ararsan

 

Yağmurun bu deli yağışı boşuna değilmiş

Güneşin utangaç yüzünü bu kadar saklaması

Şimdi dur desen bütün martılardan silkinirim

Bütün martılar silkinir kanatlarını ölümün beyazından

Ve ben Beyazıt’ın güvercinleri gibi umarsız

Döner dururum başının üstünde şimdi dur desen

 

Denizi sensiz sevmenin imkânsızlığı içinde gözlerim

Gökyüzüne yüzünden uzak bakmaların tadılmazlığı

Otur şöyle yanı başıma bir bardak çay içimi

Bütün kanımı dökmek istiyorum bütün yüzünü içmek

Çünkü gidiyorum yorumsuz düşlerimi yollara dökerek

Dur desen duracağım iki kaşının arasında

 

İzin ver bir kere daha öpeyim ellerinden

Ölüm en kırçıl ağzıyla öpmeden dudaklarımı

Kanımda kıvılcım kalmadı ufukları yakamam

Ellerini bir kere daha sına boynunla yağmurun altında

Boynunu bulmadan ellerim yağmurlara bakamam

Kendimi asabilirim bulutlara kal desen kalırım

Martılar hiç bu kadar benzememişti ölüme

Çığlıkları bu kadar büyümemişti ölümsüz yanımda

Ve hiçbir güneş bu kadar köpürmemişti kanımda

DUR DE DURAYIM KAL DE KALAYIM GİT DERSEN ÖLÜRÜM

Bir martıya dönüşürüm kendi kendime açarım kanatlarımı

DUR DESEN DURURUM KANATLARIMIN BEYAZIYLA

 

Şimdi elveda şarkılarını söylemek gerek artık

Zaman ağzından bir su gibi akıp gelirken en uzun haftalar

Her anın bir ömür gibi tükenişi İstanbul’un nabzında

Şimdi elveda şarkılarını söylemek gerek artık

Ölümün suskun diliyle buluşturmak şarkıları

Sus desen susarım sus desen yine susarım iki ateş arasında

 

Bulutlar böyle gelip oturmazdı karşıma

Gözlerini hep benden saklardı yağmurun çocukları

Bir benim ağlamalarım yıkardı tüm evreni

Gül desen güleceğim küllerimi bırakacağım yağmura

Yanaklarımda tomurcuklanan güllere tutunacağım

Öyle çaresizim öyle yoğunum ki ellerinin gurbete çıkan yanının

Git desen gideceğim sonsuza dek iki deniz arasında

 

Hani bir türkümüz vardı Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar

Söyle desen söyleyeceğim bir ceylanın kayıp balasını

Ve öyle süzüleceğim ki bir annenin bakışlarından

Gel desen geleceğim ateşin en harlısına

Gel desen geleceğim gerilerek iki mancınık arasında

 

Hoşça kal ardımdan ateşler yakan sevgilim

Sular nasılsa bağlanacak çocukların diliyle

Hoşça kal ve bir dansa başla kaldığın yerden

Nasılsa bu son şiirim olacak

Nasılsa susacağım bir ocağın başında ateşe düşen gözlerine

Nasılsa son sözlerimi yalnızca balıklar duyacak

Denize düşen ilk mısraı kalbinde taşıyan balıklar

Hoşça kal ardımdan ateşler yakan sevgilim

Hoşça kal

BAHTİYAR ASLAN

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/4/2009 · Kategori: siir bolumu

MONA ROZA

 

Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller

 

Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar

 

Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek...

 

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

 

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

 

Ellerin ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin ellerin ve parmakların

 

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

 

Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları

 

Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni

 

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım sığmaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

 

Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı

 

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

 

Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten

 

Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller

Sezai KARAKOÇ

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/4/2009 · Kategori: siir bolumu

HATRINA DÜŞECEĞİM

Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında uzun uzun
Ağlayacaksın Ağlayacak.!

Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline Ay'da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik
Kahrolacaksın...!

Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir Şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!

Gönlünden atamadığın gibi kafandan da
Silemeyeceksin beni düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!

Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kaleminde işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın.!

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::