17/12/2008 · Kategori: FELSEFE GRUBU DERSI
1. PSİKOLOJİNİN KONUSU
Psikoloji insan davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. İnsan merak eden, öğrenme ihtiyacında olan bir varlıktır. Hem kendini hem de kendi dışındaki dünyayı anlamak ister. Elde ettiği bilgiler de onun çevresine uyumunu kolaylaştırır. İnsan yalnızca çevresini, dış dünyayı değil, kendisi ile ilgili olayları da merak eder. İnsan nedir? sorusuna cevap arar. Bu sorunun cevabını aslında bildiğini zanneder. Oysa insan hakkında bilgimiz düşündüğümüzden de azdır. İnsan, felsefenin, dinlerin, antropoloji, etnoloji, biyoloji, sosyoloji gibi çeşitli alanların konusu olmuştur. İnsanı inceleyen alanlardan biri de psikolojidir. Psikoloji, insanın neden, niçin ve nasıl davrandığını araştırır.
PSİKOLOJİNİN TANIMI
Psikoloji psyche (Nefes, ruh, zihin) ve logos (düzenli söz, bilgi) kelimesinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Kelime anlamı ruh bilgisidir ancak değişik tanımlar verilmesine rağmen o, en genel anlamında organizmanın davranışlarını inceleyen pozitif bir bilimdir.
Tanımda geçen kavramları kısaca açılayalım:
Organizma: Geniş anlamıyla her türlü canlıdır. Psikolojinin organizma teriminden anladığı hayvan ve insandır. Psikolojinin asıl amacı insanı incelemektir. Bazı nedenlerle (deney aracı olarak, insan davranışlarıyla karşılaştırmak amacıyla) hayvanlar da psikolojinin konusu olmuştur.
Davranış: Organizmanın doğrudan veya dolaylı olarak gözlenebilen tüm etkinlikleridir. Yürümek, koşmak, ağlamak gülmek, yemek, içmek, bisiklete binmek, saz çalmak, konuşmak gibi eylemler birer davranıştır. Bu davranışlar doğrudan doğruya gözlenebilir. Rüya görmek, öğrenmek, hayal kurmak, düşünmek, duygulanmak gibi bazı davranışlar da dolaylı olarak gözlenebilir; rüyanın anlatılması, düşüncenin konuşmayla açıklanması gibi.
İşte “bu davranıştır” dediğimiz; insanların yapıp etmeleri, davranışın gözlenebilir yanıdır. Davranışın ortaya çıkması için insanın zihninden birşeylerin (düşünme, problem çözme, duygulanma anlama algılama vb.) geçmesi gerekir. İşte bu işlemlere zihinsel oluşumlar adı verilir.
Bilim: Belirli bir alanda bilimsel yöntemlerle yapılan çalışmalar sonucu elde edilen organize bilgiler kümesi düzenli bilgiler elde etmek sürecidir. Tanımda belirtildiği gibi bilim sadece olmuş bitmiş bilgiler yığını değil, aynı zamanda devam eden çalışmaları da içerir.
Belirli alanda elde edilen her bilgi bilim değildir. Bilgilerin bilim olabilmeleri için bazı koşullara uygun olması gerekir.
* Her bilimin kendine has konusu vardır.
* Her bilim bilimsel yöntemlerle araştırmasını gerçekleştirir.
* Bilim objektiftir. Elde edilen bilgiler başka araştırmacılar tarafından test edildiğinde de aynı sonuçlara varılır.
* Bilim genellemelere varmayı amaçlar. Bu genellemeler bilimsel yasa veye bilimsel teori olarak ifade edilirler.
Fizik, kimya, biyoloji, psikoloji, sosyoloji gibi olguları deneysel yöntemlerle açıklayan bilimlere pozitif bilim denir.
2. PSİKOLOJİNİN AMAÇLARI
* Her bilim dalının bir amacı vardır. Örneğin fiziğin amacı farklı olayları en genel yollarla matematik ifadelerle açıklayan doğa yasalarını yada temel ilkelerini ortaya çıkarmaktır. Psikolojinin de amacı organizmanın özellikle insanın davranışlarını inceleyerek genel yasalara varmaktır.
* Her bilim dalının belirli çalışma alanı vardır. Psikolojinin çalışma alanı insan davranışlarıdır. İnsan davranışlarının ne olduğunu, nasıl olduğunu, niçin olduğunu araştırmak, araştırma sonuçlarından hipotez, yasa, teorilere varmak psikolojinin görevidir.
* İnsan bir canlı olarak çevresine uyum sağlamak ister. Psikoloji de elde ettiği yasaları yine insana uygulayarak onun davranışlarını açıklayabilir, önceden kestirebilir, kontrol edebilir. Böylece, insana çevresine uyum sağlamasında yardımcı olabilir.
* Günümüzde psikolojinin bulgularından, çok değişik alanlarda yaralanılır. Eğitim, tıp, endüstri, ekonomi gibi olaylarda psikolojik bilgiler, insanların daha başarılı olmasını sağlamaktadır. Büyüme, gelişme, yetenekler, ilgi, zeka, heyacan, bellek, düşünme, öğrenme konularında elde edilen psikolojik bilgilerin eğitim alanında kullanılması ile bu alanda başarı yükselmiş, daha sağlıklı, daha modern bir eğitim anlayışı gelişmiştir.
3. PSİKOLOJİDE EKOLLER VE YAKLAŞIMLAR
1879’da Alman psikolog WILHEIM WUNDT tarafından Leipzig’de kurulan psikoloji laboratuvarı ile psikoloji, deneysel bilim dalı olma ünvanını kazanmıştır. İlk psikoloji deneyleri burada yapılmıştır. Psişik olaylar fizik olayları gibi incelenmeye çalışılmıştır. Daha sonra Avrupa`nın değişik yerlerinde ve Amerika` da da bir çok psikoloji laboratuvarı açılmıştır.
Psikoloji felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim haline geldikten sonra -kısmen de olsa- bazı filozofların düşünce biçimlerinin etkisinde kalmıştır. Sistem ve ekol halinde gelişen psikoloji akımları ortaya çıkmıştır. Ekoller genellikle tek yanlı görüşlerdir. İncelemek istedikleri konuyu temel ögeler açısından ele alırlar. Determinist anlayıştadırlar. Psikolojinin belli başlı ekolleri Strukturalizm (yapısalcılık zihin yapısı ile ilgili), Fonksiyonalizm (İşlevselcilik -zihin göreviyle ilgili psikoloji), Behaviorizm (davranış psikolojisi), Psikanalitik Psikoloji,Gestalt psikolojisidir.
20. yy. psikolojisi zihinsel süreçleri açıklamak için iç gözlem yöntemini kullanan yapısalcılıkla başladı, daha sonra psikanalitik psikoloji gelişti. Yapısalcılığa karşı olan davranışçılık ve Gestalt psikolojisi gibi akımlar ortaya çıktı. Daha önceki okulların tek yanlı determinist (belirleyici) görüşlerine tepki olarak da hümanistik (insancıl) psikoloji doğdu. 2. Dünya Savaşı sırasında ise ekoller önemini kaybederek, görüşler yavaş yavaş birbirine yaklaştı. Teorisyenler ve araştırmacıların aynı miktarda katkıda bulunduğu çoğulcu anlayış, ekollerin tek yanlı anlayışı yerine geçti. Psikolojinin günümüzdeki durumunu daha iyi anlamamız için ekol ve yaklaşımcıları kısaca gözden geçirelim:
STRUKTURALİZİM (YAPISALCILIK ):
1879 da Wilhelm Wundt’un psikoloji laboratuvarını kurması ile deneysel psikolojinin temelleri atılmıştır. Wundt ilk çalışmalarında duyum ve imgeleri araştırdı. O ve izleyenler karmaşık zihinsel yaşantıların yapısını incelemeye çalışmıştır. Bu nedenle bu ekole yapısalcılık denir. Örnek aldıkları bilim dalı kimyadır. Kimyada, nasıl birleşik maddelerin yalın elementlerden oluştuğu çözümleme ile anlaşılıyorsa karmaşık bilinç olaylarının yapısal açıdan çözümlenmesi ile de psişik olayların daha iyi anlaşılıp açıklanabileceğini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre psikolojinin amacı, bilincin karmaşık yapısını çözümlemek zihnin en yalın öğelerini araştırmak ve bunlar arasındaki ilişkileri bulup yasalar halinde formüle etmektir. Artık duyumlar, algılar, anılar laboratuvarda incelenmeye başlanmıştır.
Yapısalcıların araştırmalarında kullandıkarı yöntem iç gözlem ve deneydir. Temsilcileri Wundt ve Titcher’dir.
FONKSİYONALİZİM (iŞLEVSELCİLİK):
William James, James B. Angell ve John Dewey gibi Amerikan filozoflarının ve eğitimcilerinin oluşturduğu ekoldür. Fonksiyonalistler, yapısalcıların görüşlerine karşı çıktılar; onlara göre bilincin ne olduğundan çok, ne için olduğunu bilmek önemlidir. Yani bilincin amacı ve işlevini bilmek asıl amaç olmalıdır. Bunlara göre insan davranışlarını anlamak için sadece bilinç olaylarını çözümlemek yoluyla incelemek yeterli değildir. Bilinç incelenmelidir ama bunun yanında insanın çevresine uyumunda yardımcı olacak, öğrenme gibi duyum davranışları da incelenmelidir. İşlevselcilik davranışı, çevreye uyum süreci olarak tanımlamıştır. Bu ekolün amacı algılama, düşünme, duygulanma gibi içsel eylemlerin, hayatta karşılaşılan çeşitli problemlerin çözümlenmesine nasıl yardım ettiğini açıklamaktır. İşlevselciler eyleme ve yararcılığa dönüktür.
Fonksiyoncular, yöntem olarak içgözlem ve gözlemi kullanmışlardır. Davranışları özel olarak da öğrenmeyi açıklamaya çalışmışlardır.
BEHAVİORİSİM (DAVRANIŞÇILIK):
Birinci Dünya Savaşı sıralarında behaviorist denilen bir grup Amerikan psikoloğu, yapısalcılığa ve işlevselciliğe karşı çıkmışlardır. Bilincin iç gözlem yöntemi ile incelenmesine kuşku ile bakmışlardır. Bilinç hallerinin değil, ama davranışların, gözlenebilir durumların incelenmesi gereklidir. Psikolojinin bilim haline gelebilmesi için gözlenebilir, ölçülebilir fenomenlerin doğa bilimlerinde kullanılan objektif ve bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerekir. Gerek yapısalcıların, gerekse işlevselcilerin kullandıkları iç gözlem yönteminin kullanılması bilime aykırıdır.
Davranışçıların önde gelen temsilcileri Watson, Pavlov ve Dashil’dir. Bunlar bilinç kavramını bir yana bırakıp davranışları incelemişlerdir. Davranışçılara uyaran (stimulus) -tepki (response) psikologları da denir. Davranışçılara göre objektif tekniklerle gözlenebilen sadece çevresel uyarıcılara, insanların bu uyaranlara karşılık gösterdikleri tepkilerdir. Davranışçılar gözlem ve deney yöntemini kullanırlar. Davranışçılar, organizma ve çevre ilişkilerinin insan ve hayvanlarda birbirinin aynı olduğu kanısındadırlar. Bu nedenle hayvanlar üzerinde psikolojik araştırmalar yapmışlardır. Örneğin Pavlov koşullu öğrenme deneylerini köpekler üzerinde yapmıştır.
PSİKODİNAMİK YAKLAŞIM (PSİKOANALİTİK PSİKOLOJİ):
19. yy sonunda S. Freud öncülüğü ile bir grup hekim akıl ve ruh hastalıklarını psikolojik açıdan incelemeye çalışmışlardır. Zira bu hastalıklardan bir çoğunun fiziksel veya organik kaynakları bulunamıyordu. Hastalıkların kaynaklarının bulunmasında önce hipnoza başvurulmuştur, daha sonraları da psikanaliz yöntemi geliştirilmiştir. Freud akıl hastalıklarının psikolojik nedenlerini incelerken “Bilinçaltı” nı keşfetmiştir. Freud ve arkadaşları psikoz ve nevrozların coğunun, kişinin çocukluktan itibaren tatmin edilmemiş olan arzu ve ihtiyaçlarının baskı altına alınmasından, bilinç dışına itilmesinden meydana geldiğini öne sürmüşlerdir. Kliniklerde yaptıkları deneylerde bunu kanıtlamaya çalışmışlardır Freud’a göre içsel yaşantılar bilinçlilik bakımından birbirinden farklı üç düzeyde bulunurlar. Bunlardan tam bilinç düzeyinde kişi, anılar, düşünceler, duygular gibi içsel yaşantıların farkındadır. Bilinç tam olarak aydınlıktır. İkinci düzey bilinç öncesidir, burası bilince yakın olan anıların, arzuların bir deposu gibidir. Kişi bunların farkında değildir, ama istediği anda bilinç alanına çıkabilir. Üçüncü düzey ise bilinçaltıdır. Burada kişinin istediği zaman bilinç alanına çıkaramadığı varlıklarından bile haberdar olmadığı duyguları, düşünceleri, anıları, dürtüleri bulunur. Bilinçaltında bulunan bu düşünceler yok olmazlar. Kişiyi rahatsız eder, davranışlarını şu yada bu şekilde etkilerler. Bilinçaltı düşünceleri rüya ve hayallerde ortaya çıkar.
Freud’a göre anormal davranışlar, aslında insanların ruhsal çatışmalarından kurtulabilmek için başvurdukları çabalardır. Bu nedenle bu davranışlar asla anlaşılmayacak olan davranışlar değildir. Normal davranışlarla aralarında yanlızca bir derece fark vardır.
Freud ayrıca kişilik konusunda da yeni bir görüş getirmiştir. İnsanın id-ego-süper ego denilen üç yanını ve bunların etkileşimini incelemiştir.
Özet olarak şunu söyleyebiliriz: Psikanalitik psikologlar (Freud, Adler ve Jung) akıl hastalıklarını ve bilinçaltını klinik yöntemlere ve gözleme başvurarak incelemişlerdir. Psikolojinin bulgularını hekimlik alanında kullanmışlardır.
GESTALTÇI YAKLAŞIM (BÜTÜNLÜK PSİKOLOJİSİ):
Max Wertheimer, Kurt Kofka, Kurt Lewin gibi Alman psikologlarından oluşan psikoloji ekolüdür. Algı ve bellek konusunda inceleme yapmışlardır. İç gözlem, gözlem ve deney yöntemlerinden yararlanmışlardır. Görüşleri özellikle eğitim alanında kullanılmıştır.
Gestalt psikolojisinin temsilcileri davranışların bir bütün olduğunu, bunun parçalara ayrılamayacağını savunmuşlardır.
Gestalt psikolojisine göre parçaların bir bütünlük içinde anlam kazanması önemlidir. Örneğin bir tablo, tuval, boya ve renklerin toplamından çok daha farklı bir şeydir. Tek tek anlamı olmayan parçalar bütünlük halinde anlam kazanır.
HÜMANİST (iNSANCI ) YAKLAŞIM:
Çağdaş bir psikoloji akımıdır. Kurucuları Gestaltçılardan etkilenmiştir. Varoluşçu felsefe akımının görüşlerini benimsemişlerdir. Bu yaklaşımın öncü ve temsilcileri Rogers, Maslow, Sartre, Charolette Bühler, Frankl, Binswagner’dir. Davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlara karşı görüşleri vardır. Özellikle insanı ele alışları açısından öteki ekollerden ayrılırlar. Bu yaklaşıma göre insan kendine göre bir değerdir, belli bir toplum düzeninin yada iş örgütüdür, aracı haline getirilmemelidir. İnsan kendisinden, davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden kendisi sorumludur. Hayatı kendisi için yaşamaya değer, anlamlı bir hale getirmek kişinin kendisine düşer. Ölümlü olan insanın hiçbir yaşantısı tekrar etmeyecektir. Geçmiş yada gelecek değil, içinde yaşanılan an önemlidir.
İnsan için bilim amaç değil, ancak araç olabilir. İnsanı tanırken dogmatik görüşlerden kaçınmak gerekir. İnsan davranışlarını denetim altına almak yerine, daha çok özgürlüğe yer verilmelidir. İnsanı anlamak için onun iç yapısını bilmek gerekir. Bunun için içgözleme baş vurmak zorunludur. İnsan cansız bir nesne olmadığından, dıştan bakılarak davranışları yordanamaz. Bu akım insanı inceleme yöntemini getirmiştir. Psikolojiyi bir bakıma yeniden felsefeye yaklaştırmıştır.
Psikolojinin amaçlarından biri insan davranışlarını kontrol etmektir. Oysa Hümanistik yaklaşımda olanlar, psikolojik kontrolün insanlığın zararına kullanılabileceği inancındadırlar. Örneğin, iyi insan yetiştirmek doğru amaç gibi gelebilir. Ancak bu konuda çok çeşitli görüşler ortaya atılabilir.
BİLİŞSEL (COGNİTİVE) YAKLAŞIM:
Bilim ve biliş (cognition) olguları hep insanın ilgisini çekmiş, değişik yaklaşımların konusu olmuştur.
Bilgi edinme ve bilinçli duruma gelme sürecinin öğrenme, davranış üzerindeki etkileri psikolojinin konusunu oluşturur.
Çağdaş biliş anlayışında iki yaklaşım göze çarpar. Bunlardan biri Bilgi işlemi yaklaşımdır. Bunda düşünceyi ve usavurma (akıl yürütme) süreçlerini açıklamak amaçtır. Bu yaklaşım insan zihnini çeşitli programlara göre bilgi edinmek, bilgiyi işlemek, depolamak ve kullanmak üzere tasarlanmış gelişkin bir bilgisayar sistemi olarak ele alır.
Diğer yaklaşım Jean Piaget’nin çalışmalarına dayanan yaklaşımdır. Gelişme psikolojisi alanındaki çalışmaları ile tanınan Piaget, çocuğun yetişkinliğe değin bir dizi zihinsel gelişim evrelerinden geçtiğini savunmuştur. Piaget, çocukta dört gelişim evresi saptamıştır. Piaget’nin gelişme ile ilgili görüşleri eğitim anlayışında değişiklikler getirmiştir.
Belli kavramların özümlenebilmesi için zihinsel gelişmede belli aşamaların tamamlanmış olmasının gereği anlaşılmıştır. Öğretmenin görevi çocuğa yanlızca bilgi aktarmak değil, ona dünyayı keşvetmesinde rehberlik etmektir.
ABD’li psikolog ve eğitimci Jerame S. Bruner, küçük çocuklarda algı, öğrenme, bellek gibi biliş biçimleri konularındaki çalışmaları ile eğitim anlayışında etkili olmuştur. Çalışmaları, ders proğramlarının yeniden düzenlenmesini sağlamıştır. Bruner’e göre; bütün çocuklarda doğal bir merak ve değişik konulara ilgi vardır. Hangi gelişim amacında olursa olsun her çocuğa uygun biçimde verilmesi koşuluyla her konuyu öğretmek mümkündür.
BİYOLOJİK YAKLAŞIM:
Buna psikobiyolojik yaklaşımda denilebilir. ABD’li psikiyatr Adolf Meyer`in öncülüğünü yaptığı Psikiyatri Okulu`nun yaklaşımıdır. Meyer, insanı bütünselliği olan biyolojik bir birim olarak kabul eder. İnsan davranışını anlayabilmek için psikoloji ve sosyolojiden yararlanmak gerekir. Meyer’e göre zihinsel bozukluklar organik ve kalıtsal etkenlerin karmaşıklaştırdığı gerçekçi olmayan beklentiler ve yanlış alışkanlıkların sonucunda ortaya çıkar.
4. ÇAĞDAŞ PSİKOLOJİDE UZMANLIK ALANLARI
Çağdaş psikolojide uzmanlık alanlarını “Deneysel Alanlar” ve “Uygulamalı Alanlar” olarak sınıflandırabiliriz. Deneysel alanlar daha çok akademik araştırmalar içerir. Uygulamalı alanlar da akademik çalışmalarla elde edilen bilgiler pratik hayata uygulanır. Bu uygulamalardan çeşitli psikoloji alanları doğmuştur.
a) Deneysel Alanlar:
Deneysel alanlarda psikolojinin amacı daha çok teoriktir. Bilmek için araştırmak, bilimsel amaç esastır. Buna Akademik Psikoloji de denilmektedir. Bunlar:
Genel Psikoloji: Psikoloji ile ilgili prensipler ve davranışın temellerini araştıran, psikolojinin temel kavramlarına anlam kazandıran psikoloji dalıdır.
Genetik Psikoloji: Davranışların ortaya çıkmasından itibaren gelişmesini, gelişme dönemlerini araştıran psikolojidir.
Deneysel Psikoloji: Laboratuvar deneylerinin yapıldığı, hipotezlerin gerçekleşmesi ile ilgili deneysel araştırmaların sürdürüldüğü ve davranışların açıklandığı psikoloji dalıdır.
Sosyal Psikoloji:Bireyin toplumla ilişkilerini ve toplumun bireyi etkilemesi ile ilgili olaylar üzerinde araştırmalarını sürdüren psikolojidir.
Çocukluk, Gençlik, Yetişkinlik Psikolojisi: Çocukluk psikolojisi, bebeklikten ergenlik dönemine kadar olan davranışlarda, gençlik psikolojisi 12-20 yaşları arasındaki davranışlarda, yetişkinlik psikolojisi 20 yaştan itibaren meydana gelen davranış değişmelerini ve gelişmelerini araştıran psikoloji alanıdır.
Fizyolojik Psikoloji: İnsanın anatomik yapısı, sinir sistemi, salgı bezleri v.b fizyolojik olayların davranışlarla ilişkisini araştıran psikoloji dalıdır.
Karşılaştırmalı Psikoloji: Farklı cinslerde görülen davranışların karşılaştırılmasını ve farklılıklarını inceleyen psikoloji dalıdır.
Ayrıca insan davranışlarını inceleyen “insan psikolojisi”, hayvan davranışlarını inceleyen “hayvan psikolojisi” başlıca uzmanlık alanları olarak sıralanabilir.
b) Uygulamalı Alanlar:
Uygulamalı psikoloji ise deneysel alanlarda elde edilen bulguların günlük yaşamda karşılaşılan sorunların tanısını, belirlenmesini kolaylaştırmak amacıyla kullandığı alanlardır. Başlıcaları Eğitim psikolojisi, Kimlik psikolojisi, Endüstriyel psikolojisi v.b dir.
Eğitim Psikolojisi: Psikolojinin algılama, öğrenme, düşünme, motivasyon, heyacan, zeka ve kişilik çevre-insan etkileşimini araştıran, alanlarındaki bulguların eğitime uygulanması ile gelişmiş bir alandır. Eğitim ve öğretim alanındaki birçok problemin çözümünde bu teorik (kurumsal) bilgilerden yararlandırılmıştır. Gerek öğrenci, gerek öğretmen, gerek öğretim teknikleri ile ilgili yenilikler ve gelişmeler, bu çalışmaların sonucudur. Ayrıca okul hayatının fizik koşullarını düzenlemesi, daha uygun ortamlarda eğitim ve öğretim yapılmasının gereği bu araştırmaların ışığında belirlenmiştir.
Klinik Psikolojisi: İnsanların zeka, kişilik, ruh hastalıkları gibi çeşitli konulardaki problemlerinin teşhis edilmeleri ile ilgili olarak geliştirilen çeşitli teknikler üzerinde çalışılan uygulamalı psikoloji dalıdır. Kliniklerde çeşitli ruh hastalıkları teşhis edilir. Psikologlar, özellikle klinik psikolojide psikiyatristlerin yardımcısı olarak çalışırlar. İhtiyaç duyulduğunda testlerin uygulanması, değerlendirilmesi psikoloğun görevidir.
Endüstri Psikolojisi: Psikolojinin verilerinden yararlanarak endüstriyel işe göre elaman seçme, üretilen araç ve gereçleri insan yapısına uygun olarak düzenleme, çalışanların psikolojik problemlerini çözme amacıyla araştırma yapan bir daldır. Günümüzde işyerlerinin insan sağlığına uygun düzenlenmesi işin en az enerji harcanarak en uygun biçimde yapılması, kişinin fiziyolojik yapısına ve yeteneklerine uygun bir işte çalışması gibi konular endüstri psikolojisini ilgilendirir.
Üretilen malların pazarlanmasında satıcı- alıcı etkileşimi malların tanıtılması amacıyla yapılan reklamlar psikolojik verilere dayanmaktadır. Kişinin hiç ihtiyacı olmadığı halde satın aldığı eşyalar göz önüne getirildiğinde reklamın üzerimizdeki etkisi açıkca görülür.
Hukuk Psikolojisi: Hukukta psikolojinin teorik bilgilerinden yararlanan psikoloji dalıdır. Sanık ve tanığın psikolojik durumları, sorgulanması, yargılanması ve yasalar karşısında insanların tutum ve tavırlarını araştıran alanlardan biridir. Sanık ve tanığın tanımlanması, suçlu insana karşı gösterilen tavır değişmeleri, cezaevi şartlarında yapılan düzenlemeler, bu çalışmaların bir sonucudur.
5. PSİKOLOJİDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ
Bilimlerin amacı, olaylar hakkında kanıtlanabilir bilgiler elde etmektir. Bu amaca erişmek için izledikleri sistemli yola, her türlü araştırma tekniğine yöntem denir. Değişik bilim dallarında birçok yöntem kullanılır. Psikoloji de diğer bilimlerin kullandığı yöntemlerin çoğunu kendi konusuna göre kullanır. Bunların başlıcaları betimleyici ve tanımlayıcı yöntemler, korelasyonel yöntemler, deneysel yöntemlerdir.
a) Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler: Betimleme ve tanımlama amacıyla tarama yöntemi, doğal gözlem, görüşme ve vaka incelemesi yöntemlerinden yararlanılır.
1. Tarama Yöntemi: Belirli sorunlarla ilgili olarak geniş kitlelerin görüşlerinin alınmasıdır.
Test: İnsanların zekalarını, ilgilerini, yeteneklerini, tutumlarını, kişiliğini v.b. ölçmek amacıyla kullanılır.
Anket: Bilgi verecek kişinin doğrudan kendisinin okuyarak cevaplandıracağı sorulardan oluşmuş soru kayıtları kullanarak yazılı cevaplar aracılığı ile gözlemde bulunma işidir.
2. Doğal Gözlem : Olayların doğal durumda izlenmesidir.
3. Görüşme :Görüşme, karşılıklı konuşmadır.Bu konuşma bir kişiyle olabileceği gibi bir gurup insanla da olabilir.
4. Vaka: Bazı durumlarda insan davranışını tanımlamak pek kolay olmaz. Olayın derinliğine inmek gerekir. İnsanın geçmiş yaşantıları ve çevresi davranışlarına önemli etkiler yapar. İnsan davranışını tanımak için bu geçmiş yaşantıların, önemli olayların ve ilişki kurduğu insanların ona nasıl bir etkide bulunduğunu öğrenmek gerekir. Bunun için psikolog incelediği kimsenin ailesi, arkadaşları ve diğer ilgililerle konuşur. Elde ettiği bilgileri nesnel olarak kaydeder. Davranışların nedenlerini ortaya çıkarırkan bu bilgilerden yararlanır.
b) Korelasyonel Yöntemler :
Korelasyonel: Birlikte değişme gösteren olaylar arasında çeşitli anlamlılık düzeylerinde belirlenen ve nedensellik bağları kurmanın başlangıç noktası olan ilişki.
c) Deneysel Yöntemler:
Doğal gözlem, varsayım (Hipotez) ve deneyleme aşamasından geçer.
1. Doğal Gözlem: Olayların akışına gözlemcinin karışmadığı gözlem biçimidir.
2. Varsayım: Olaylar ve olgular arasında neden- sonuç ilişkisi kuran ve gözlem yolu ile test edilecek olan öngörü.
3. Gözlem: Olayın başndan sonuna kadar izlenerek görülenlerin kaydedilmesidir.
Deneysel yöntemde, bu aşamada kastedilen, doğal olmayan gözlemdir.
Güdümlü Gözlem: Olayların yeri, zamanı ve koşullarının gözlemci tarafından hazırlandığı gözlem biçimidir. Nelerin, nasıl gözlenebileceği, nasıl kaydedileceği önceden kararlaştırılır. Aktif gözlem ya da deneyleme de denilebilir.
Deney: Bir değişkenin etkilerini gözlemek üzere koşulları hazırlanmış gözlem yada deneyleme sürecinin ürünüdür. Diğer bilimlerde olduğu gibi deney yöntemi, psikolojide de araştırmaların temelidir.
6. PSİKOLOJİNİN DİĞER BİLİMLERLE İLİŞKİSİ
Psikolojinin felsefeden ayrılıp bağımsız bir bilim olması, onun diğer bilimlerle ilişkisinin olmadığı anlamına gelmez. Her bilim dalının diğerleri ile ilişkisi vardır. Ancak birbirlerine yakın olan bilim dallarının ilişkisi diğerlerinden daha yoğundur. Örneğin insanı konu olarak ele alan antropoloji, etnoloji, sosyoloji, psikoloji daha yakın ilişki içindedir.
Psikoloji- Antropoloji: Antropoloji, insanı inceleyen bilim dalıdır. İnsanın gelişim sürecini, ırkları inceler. Elde ettiği sonuçlar günümüz psikolojisine ışık tutar.
Psikoloji- Etnoloji: Etnoloji, insan toplumlarının günümüzde yada tarih öncesi dönemlerde yaşayan ilkel toplulukların kültürlerini inceler. İnsanın, kişiliği, algıları, kanıları üzerinde içinde yaşadığı k&u
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
17/12/2008 · Kategori: FELSEFE GRUBU DERSI
1.ÜNİTE FELSEFEYE GİRİŞ |
Felsefe araştırma tüm evreni seçmiştir. Diğer bilim dalları ve bilgi türleri de evreni araştırma konusu olarak seçmiştirler. Bununla birlikte diğer bilim dalları evrenin belli bir parçasından hareketle evrenin tümünü tanımlamaya çalışmaktadırlar. Örneğin biyoloji canlılardan ,fizik cansızlardan,sosyoloji toplumdan yola çıkarak realiteyi açıklamaya çalışmaktadır. Oysa nasıl filin kulağından yola çıkılarak filin tamamı tanımlanamazsa, evrenin belli bir parçasından yola çıkılarak evren de tanımlanamaz. İşte felsefe evrenin tümünü kendisini inceleme konusu olarak seçer. Ve diğer bilgi dalları gibi evreni parçalarına ayırmaz ve belli bir parçadan yola çıkmaz. Ama sınırsız ve sonsuz bir varlık olarak evrenin tümünün herhangi bir duyu organıyla incelenebilme olanağı yoktur. Bu yüzden de felsefe evreni incelerken salt akıl yürütme yolunu yöntem olarak benimsemek zorundadır. Nasıl ki, fili bir bütün olarak kavrayabilmek için gözleri görmeyen insanların göze ihtiyacı vardıysa, evreni bir bütün olarak kavrayabilmek için ise insanların akla ihtiyacı vardır. Bununla birlikte akılla da olsa evreni bir bütün halinde kavrayabilmek tam olarak mümkün de değildir. Felsefe bu yüzden kesin hatları ve bilgileri olan bir bilim veya bilgi dalı olmaktan çok bir çaba,bir gayret veya bir uğraştır. Kısacası felsefeyi, “evreni (realite) parçalara ayırmaksızın bir bütün halinde ve salt akıl yoluyla anlama ve kavrama çabasıdır” biçiminde tanımlayabiliriz. Bilgi çok boyutlu ve çok yönlüdür. Bilgi varlığa ilişkindir. Bu nedenle bilgi ait olduğu alan,elde edilişi,özne-nesne ilişkisi, ve bilgi akti açısından çeşitli türlere ayrılmaktadır. Bilginin türlere ayrılmasında birçok etken olmakla birlikte en önemli etken obje ile subje arasındaki anlam aktıdır. Obje ile subje arasındaki anlam aktinin değişmesine göre aşağıdaki bilgi türlerinden söz etmek mümkündür.
ANLAM AKTİ
SUBJE(ÖZNE) OBJE(NESNE)
I.GÜNDELİK BİLGİ:
*Obje ile subje arasındaki anlam bağı sezgi ve/veya deneyimlerdir
*Belirli bir yöntemle elde edilmiş bilgiler değildir.
*Sistemli ve tutarlı bilgiler değildir.
*Genel geçerliliğe sahip evrensel bilgiler değildir.
*Kesin bir nedenselliğe bağlı bilgiler değil, kısmi nedenselliğe bağlı bilgilerdir.
*Kesin deney ve gözleme bağlı bilgiler değildir,kısmi deney ve gözleme dayalı bilgilerdir.
*Her türlü gündelik yaşam bilgisi,deneyim ve tecrübeye bağlı bilgiler,batıl inançların bilgisi ve kocakarı ilaçları bu tür bilgilerden oluşur.
*Örneğin “yeşil elmalar ekşi olur” veya “üşütmede nane limon kabuğu suyu içmek gerekir” bilgileri gibi
II.DİNSEL BİLGİ:
*Obje ile subje arasındaki anlam bağı iman-inanca dayanır
*İnanç bağına bağlı olduğu için öznel bir bilgidir.
*Mutlak ve kesin olma iddiasındaki bilgilerdir.
*Evrensellik iddiasındaki bilgilerdir.
*Dogmatik ve değişmez bilgilerdir.
*Vahiy yöntemiyle elde edilmiş bilgilerdir.
*Her türlü dinsel inanç ve ritüele ait bilgi bu türden bir bilgidir.
*Örneğin “Evreni var eden bir yaratıcı vardır” ya da “iyilik yapan insanlar cennete gider” vb. gibi
III.TEKNİK BİLGİ:
*Subje ile obje arasındaki anlam akti beceri-yeteneğe dayanır.
*Yarar amacı gözetilerek elde edilen bilgilerdir.
*Kesin bilgilerden meydana gelirler
*Evrensel bilgilerdir.
*Belirli bir metotla üretilmiştir.
*Değişen ve gelişen bilgilerdir.
*Yığılarak(kümülatif olarak) ilerler
*Nesnel bilgilerdir.
*Gündelik yaşantıda ürettiğimiz her türlü araç ve gereç ile bunları kullanma bilgisi teknik bilgidir.
*Örneğin bilgisayar üretimi ve üretilen bilgisayarların kullanımı için gereken her türlü bilgi teknik bilgidir.
IV.SANATSAL BİLGİ:
*Subje ile obje arasındaki anlam bağı imgelem-güzelduyu-yaratıcı hayal gücüdür.
*Belirli bir yönteme bağlı olarak üretilmezler,yaratıcı bireyin bireysel etkinliğidir.
*Sistemli bir bilgi türü değildir.
*Özneldir. Kişinin duyuş ve düşünüş biçimine göre değişir.
*Sanat yapıtı tektir ve ikinci kez üretilemez.
*Evrensel ve tümelin bilgisini hedefler.
*Tüm güzel sanatlarda kullanılan bilgiler sanatsal bilgilerdir.
*Örneğin Mozart’ın 40.Senfonisindeki notaların dizilişi sanatsal bilgiyi gerektirir.
V.BİLİMSEL BİLGİ:
*Obje ile subje arasındaki anlam bağı deney ve gözlemdir.
*Evrensel ve genel geçer bilgilerdir.
*Nesnel bilgilerdir.
*Yığılarak ilerler (kümülatiftir)
*Sistemli ve tutarlı bilgilerden oluşur.
*Belirli bir yöntem (Bilimsel Yöntem) kullanılarak üretilmiştir.
*Yüksek bir doğruluk değerine sahip bilgilerdir.
*Akılcı ve eleştirel yolla elde edilirler.
*Örneğin “su 100 derecede kaynar” ya da “bir cismi h yükseklikten serbest bırakırsak m x g kadar kuvvetle yere düşer” vb. gibi Bilimsel bilgiler ele aldıkları konu, konuyu ele alış tarzları ve elde ettikleri bilginin niteliği bakımından birbirinden ayrılırlar:
VI.FELSEFİ BİLGİ:
*Subje ile obje arasındaki anlam bağı akıl yürütmedir.Kişi evrenin bilgisini salt akıl yürütme yoluyla elde etmeye çalışır.
*Evrensel bilgilerdir, genel geçerliliğe sahiptirler.Elde edilen bilgiler zamana ve mekana aşkın bilgiler olup her zaman ve her yerde geçerlilik iddiası taşırlar.
*Öznel bilgilerdir. Yaratıcısı filozofun hayal gücüne bağlıdırlar.Bir filozofun elde ettiği bilgi diğer bir filozof tarafından kabul görmeyebilir.
*Sistemli ve tutarlı bilgilerdir.Felsefi bilgiler kendi içinde tutarlı bir bütünlük, belirli bir sistem meydana getirirler.
*Evreni parçalara bölmeden bir bütün halinde kavrayan tümel bilgilerdir.Bilimler gibi belirli bir parçadan yola çıkan bilgiler olmayıp evrenin tümüne ilişkin kavramları ele alırlar.
*Yığılarak ilerlerler (Kümülatiftir).Belirli bir felsefi bilgi ispatlanamadığı ya da çürütülemediğinden sürekli olarak artarak çoğalırlar.
*Olmuş bitmişlik ve kesinlik yoktur.Evren sürekli bir değişme halinde olduğundan felsefi bilgiler de sürekli yinelenmekte ve böylelikle hiçbir zaman tam ve kesin bilgiye ulaşılamamaktadır.
*Elde ettiği bilgiler kanıtlanamaz; ancak temellendirilebilir. Temellendirme belirli bir iddianın ya da belirli bir kavramın kendisinden daha açık başka iddialar veya kavramlarla desteklenmesi işidir.Bilimlerdeki deney ve gözlem yoluyla ispatlamanın yerine felsefede temellendirme kullanılmaktadır.
*Örneğin “Varlığın özü toprak,su,hava ve ateştir”, ya da “ Evrensel genel geçer bir ahlak yasası vardır” vb. gibi
FELSEFENİN KONULARI
1.BİLGİ FELSEFESİ(EPİSTEMOLOJİ) Bilgi nedir?
2.BİLİM FELSEFESİ Bilim her şeyi bilebilir mi?
3.VARLIK FELSEFESİ(ONTOLOJİ) Varlık var mı? Özü nedir?
4.AHLAK FELSEFESİ(ETİK) İyi nedir?
5.SANAT FELSEFESİ(ESTETİK) Güzel nedir?
6.DİN FELSEFESİ Tanrı var mıdır?
7.SİYASET FELSEFESİ İdeal bir düzen var mıdır?
8.MANTIK FELSEFESİ(LOGİK) Doğru nedir?
(1)Felsefe-Bilim İlişkisi
Her iki bilgi türü de varlığı anlamaya yönelir.Basmakalıp bilgilerle yetinmez.Felsefe sorularıyla bilime yol gösterir, bilim ise sorulara yanıt buldukça felsefenin yeni sorular sormasına neden olur.Her ikisi de eleştirel ve kuşkucu bir bakış açısıyla konularını ele alır.Her ikisi de akılcılığa dayanır.Felsefe bilimin konu,yöntem,sınıflandırmalarını birer problem olarak görür ve bundan Bilim Felsefesi alanı doğmuştur.Farklılıkları ise:
*Bilim deneysel yöntemi kullanarak doğa yasaları bulmaya çalışır;oysa felsefe akıl yürütme yoluyla varlığı anlamaya çalışır.
*Bilimsel bilgi teknoloji üretir;oysa felsefe bilgisi hiçbir yarar gözetmeden elde edilen bir bilgidir.
*Bilimler parçadan yola çıkarak varlığı açıklamaya yönelirler; felsefe tümel bir bilgidir,varlığı bir bütün halinde ele alır
* Bilim varlığın özünden çok olaylar ve olgular arasındaki neden sonuç bağlarıyla ilgilenir ve nasıl? Sorusunu sorar?; Felsefe ise varlığın özünü bilmek ister ve buradan yola çıkarak varlığa nedir? Sorusu sorar;
*Bilimlerde ilerleme vardır ve ortaya atılan bir iddia ya çürütülür ya da ispatlanır. Felsefede ortaya atılan bir soru kalıcıdır ve hiçbir zaman kesin bir yanıta ulaşılamaz
(2)Felsefe-Sanat İlişkisi
Felsefe ve sanatın amaç ve yönelişleri bakımından benzerlikleri vardır.Her ikisi de evreni,doğayı,insanı anlamaya çalışır. Her ikisinde de yaratıcılık ön plandadır.Her ikisinde de zorunlu olarak uyulması gereken bir yöntem bulunmamaktadır. Her ikisi de öznel bir bilgi türüdür.Her ikisi de tümel bilgileri hedefler. Farklılıkları ise Sanatsal bilgi sezgi ve yaratıcı hayal gücüyle elde edilen bir bilgi türü iken felsefe akıl yürütme yoluyla elde edilir.Filozofun amacı doğru bilgiye ulaşmakken sanatçının amacı güzele ulaşmaktır. Alışverişleri ise felsefe sanatı ve güzeli kendisine problem edinerek Sanat Felsefi alanını doğurmuştur.Bununla birlikte her sanat dalının da dayandığı bir felsefi anlayış bulunmaktadır.
(3)Felsefe-Din İlişkisi
Her ikisi de varlığı ve yaşamı bütünsellik içinde ele almaya çalışır.Amaç ve yöneliş bakımından benzerlikleri vardır.Her ikisi de varlığın ilk nedenlerine yönelirler.Her ikisi de tümel bilgiler elde etmeye çalışır.Her ikisi de özneldir. Dinsel bilgiler varlığın bilgisini inanca dayalı olarak edinmeye çalışır.Kaynağı ise ilahidir.Dinsel bilgilere vahiy yoluyla ulaşılmıştır ve buz yüzden de akıl ve mantıkla sorgulanamazlar.Eleştiriye kapalı ve dogmatiktirler. Oysa felsefe bilgisi mantıksal analizler ve akıl yürütmeler yoluyla bilgiye ulaşır ve dogmatik değildir.Bilgide otorite kabul etmez ve eleştirel sorgulayıcı bilgilerdir. Felsefe dini problem edinerek inceler ve buradan Din Felsefesi ortaya çıkmıştır.Öte yandan her dinin de kendi içinde felsefi bir dayanağı bulunmaktadır.Örneğin İslam Felsefesi,Hıristiyanlık Felsefesi vb.
FELSEFENİN GEREĞİ
Felsefe öğrenmenin bilimler gibi insan yaşamına doğrudan katkısı olmayabilir ancak dolaylı olarak insan yaşamını etkiler.Bilgi pratik yaşamda kullanıldığı oranda önem kazanır.
Felsefi bilgi:
1-İnsanın dünyaya bakış açısını değiştirir olaylara eleştirici ve sorgulayıcı yaklaşmamızı sağlar.
2-Hoşgörü kazandırır ve insanı olgunlaştırır.
3-İnsanın anlama ve gerçeği görme ihtiyacını karşılar.İnsanın çevresinde olup bitenleri körü körüne kabullenmeyip her şeye eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşmasını ve böylece kendi akıl ve düşünce gücüyle olayları anlamasını sağlar.
4-Kişiye kendi görüşlerinden başka görüşlerin de olabileceğini, başkalarının da doğru düşünebileceğini gösterir başkalarının görüşlerine saygı duymayı onlara karşı hoşgörülü olmayı kazandırır.Düşünceyi ifade etme özgürlüğünün önemini kavratır.
5-Evreni ve insanı düşünce temelinde sorgularken,bilimlere ışık tutar bilimlerin gelişmesine yol gösterir.Bilimlerin gelişmesinin dinamiğini oluşturur.
6-Bilgi toplumu haline gelmemizde, bilginin üretilmesinde katkıda bulunur.
7-Toplumsal yaşam içerisinde başka insanlarla iletişim kurma, onları anlama ve sorunlarını paylaşmada yardımcı olur Kısaca Felsefe; evrende düşünen, anlamaya çalışan, sorgulayan, eleştiren, yorumlayan bir varlık olmamızın ayrıcalıklı onurunu hissettirir.
GEÇMİŞTEN GELECEĞE FELSEFENİN FONKSİYONU
Felsefe eski yunanda doğa filozoflarıyla başlamıştır.Thales, Anaximandros, Anaximenes, Herakleitos, Parmenides, Pisagor. Demokritos gibi ilk filozoflar varlığı merak etmişler evrenin nasıl ve nerden oluştuğu sorularına cevap aramışlardır.
Hepsinin evrenin ilk öğesi (arkhesi)nedir diye sorduklarını görürüz.
Evrenin ilk maddesi;
Thales’e göre; su
Anaximenese göre Hava
Herakleitosa göre Ateş
Demokritosa göre Atomdur.
Daha sonra varlık ve arkhe sorunun çözümsüzlüğünü gören ilk çağ filozofları sofistlerle birlikte insana yönelmişler,insan ve sorunları üzerine tartışmışlar açıklamalar getirmişlerdir.Sokrates,Platon ve Aristoteles kendilerinden önceki görüşleri toparlayarak daha bütüncül felsefi sistemler kurmuşlardır.Antik yunanın hemen ardından Hellenistik felsefe dönemi başlamıştır İskender’in doğu seferinde doğu ve batı felsefesinin tanışması sağlanmıştır. Bu nedenle Hellenistik felsefe doğu felsefesinin kısmi etkilerini taşır.Hellenistik Felsefe döneminde yaşamın amacını, insanın mutlu olmasının yollarını araştıran Epikürosçuluk ,Stoacılık, Septisizm gibi akımlar doğmuştur.Roma İmparatorluğunun kurulmasıyla doğu ve batı felsefelerinin senteze doğru gittiğini görürüz. Roma felsefesinde; doğu mistisizmiyle platon idealizmini uzlaştıran Plotinos yeni Platonculuk akımını kurmuştur.Ortaçağa gelindiğinde batıda Hıristiyanlığın yaygınlaşmasıyla felsefe ve akıl,dinin hizmetine girmiş Platonla Hıristiyanlığın uzlaştırıldığı skolastik felsefe, döneme damgasını vurmuş;din merkezli teokratik ve dogmatik nitelikli skolastik felsefe, batıda bilimde felsefede duraklamaya hatta gerilemeye yol açmıştır. Ortaçağda;Ticaret amacıyla batıya seferler yapan Müslümanların, İlkçağ Yunan dönemine ait eserlerle tanışmaları, İslamiyet’in ilime,akla ve öğrenmeye verdiği önem neticesinde onları alıp getirmeleri; Ayrıca orada kilisenin baskısından kaçanların ticaret kervanlarıyla doğuya gelmeleri sonucu oluşan kültürel alışveriş neticesinde, İslam dünyası bilim ve felsefede altın dönemini yaşamıştır.İslam dünyası Felsefede, Farabi ve ibn-i Rüşd;Bilimde, İbn-i Sina, Harezmi, Biruni gibi ünlü düşünürlerini yetiştirmiştir. Batı; İslam dünyasındaki felsefi ve bilimsel gelişmelerin etkisiyle kendi geçmişini hatırlayınca Rönesans ve Reform hareketlerini yaşamış ve uzun mücadeleler sonucu yeniden felsefe ve bilime yönelmiştir. Bu dönemde Kopernik, Kepler, Galilei, Newton’un buluşları kilisenin otoritesini sarsmış, bilim yeniden güncelleşmiştir. 20 Y.Y. a gelindiğinde felsefenin salt soyut bir uğraş olmaktan çıkması gerektiği görüşü önem kazanmış ve insanı toplum ve çevresi ile bağlantılı bir varlık olarak ele alan diyalektik materyalizm, pozitivizm, pragmatizm, fenomenoloji ve egzistansiyalizm gibi akımlar doğmuştur. Özellikle pozitivizmin bilimi felsefenin temeline koyan yaklaşımının etkisiyle bilim felsefesi güncelleşmiş modern mantık çalışmaları dil çözümlemeleri yeni pozitivizmle birlikte felsefede yeni bir uğraşı alanı olmuştur.
METAFİZİK
Doğa üstü konuları ele alan bunları akıl yoluyla açıklamaya çalışan evren ve insanla ilgili çürütülmesi ve ispatlanması mümkün olmayan yorumlar getiren felsefe alanı metafiziktir.Metafizik kavramı Aristo’nun yazılarını düzenleyen öğrencilerince kullanılmış, Aristo’nun fizikle ilgili yazılarından sonra yazılanların Metetafizika (fizikten sonra gelen) olarak adlandırılmasıyla doğmuştur. Metafiziğin konusu Aristo tarafından varlığın ilk nedenlerinin araştırılması olarak belirlenmiştir.Metafizik tarihsel gelişim sürecinde varlığa, bilgiye, insana;Tanrı ve ruh gibi doğa üstü kavramlarla yaklaşmış duyu organlarının kavradığı nesnel gerçekliği dışlamıştır.
Metafiziğin Tartıştığı Başlıca Sorunlar:
1-Varlıkla ilgili (ontolojik) sorunlar;
“Gerçekte var olan nedir?”sorusu metafiziğin yüzyıllardır tartıştığı temel sorunlardan biridir.Bu soruya verilen cevaplar iki akımın doğmasına sebep olmuştur.
a-Materyalizm:Gerçekte var olan maddedir.Düşünce ve ruh maddenin ürünüdür.
b-İdealizm:Gerçekte var olan düşünce ve ruhtur.Madde düşünce ve ruhun ürünüdür.
2-Evrenle ilgili (kozmolojik)sorunlar:Metafizik evrenin nasıl oluştuğunu tartışır.Evrenin oluşumu ile ilgili sorunların tartışılmasından üç ana akım doğmuştur.
a-Teleoloji(Erekbilim):Evren bir ereğe (amaca)göre oluşmuştur.Genelde Tanrının evreni bilinçli ve planlı bir biçimde yarattığını savunan görüştür.
b-Mekanizm:Evrende her şey nedensellik ilkesine göre oluşmuştur.
c-Teoloji:evrende olup biten her şeyi Tanrıya bağlayan görüştür.
3-Ruhun varlığı ile ilgili sorunlar: Metafizik “Ruh var mıdır?” ,”Varsa Niteliği nedir?,Ruh bedenle nasıl ilişkiye geçer?”,”Ruhun ölümsüzlüğü nasıl açıklanır?”gibi sorulara cevap arar.
2.ÜNİTE BİLGİ FELSEFESİ (EPİSTEMOLOJİ) |
BİLGİ FELSEFESİ
Doğayı meydana getiren ana öğe (arkhe)’nin ne olduğunun merak edilip araştırılmasından itibaren ortaya çıkan felsefeye önceleri İlkçağ Felsefesi daha sonra Metafizik denilmiştir.Metafiziğin başlıca problemlerinin (Varlık,Tanrı,Ruh) duyu organlarımızın sağladığı bilgilerle çözümlenemeyeceği anlaşılınca;bu problemlerin akıl ve sezgiye başvurularak çözülebileceği görüşü ortaya çıkmıştır.O halde bu yetiler (akıl ve sezgi ) gerçekten insan zihninde var mıdır? Varsa,varlığın gerisindekileri bilmemizi sağlar mı? Türünden sorular ortaya çıkmıştır.Bu ve buna benzer soruların cevaplarının araştırılması,bilgi felsefesini ortaya çıkaran en önemli gelişme olmuştur.Çünkü bu tür problemler bilgi felsefesini ilgilendirmektedir.
Bilgi Felsefesi;
1-Bilgi Kuramı(Epistemoloji)
2-Mantık alanlarından oluşur.
1-BİLGİ KURAMI (Epistemoloji):
Bilgi Kuramının Konusu:
Bilginin; kaynağı,yapısı,metotları,imkanı,sınırları ve değeri (doğruluğu) ile ilgili problemlerin eleştirici bir gözle araştırılmasıdır.
Bilgi Kuramının Temel Kavramları:
Bilgi kuramının temel kavramları“suje”,”obje”, ve “bilgi” kavramlarının yanında; “doğruluk (hakikat,verite)”, ”gerçeklik(realite)”,”temellendirme” dir.
Doğruluk(hakikat,verite):
Algılar,kavramlar,bilimsel kuramlarla nesnel gerçek arasındaki uygunluktur.Yani bir ifadenin nesnesine uygunluğudur.Dünyadaki şeylerin ve olayların (olup bitenlerin)doğru ya da yanlış olması söz konusu değildir. Doğruluk, sadece düşüncelerin, yargıların,önermelerin özelliğidir. Doğruluk aynı zamanda nesne ili ilgili bilgilere verdiğimiz niteliktir.
Gerçeklik (realite):
Zamanda ve mekanda var olanların tümüdür.Yani nesnenin kendisidir. Gerçeklikle hakikati (doğruluğu) birbiriyle karıştırmamak gerekir.Çünkü gerçeklik, somut olarak var olanların bütünüdür.Hakikat (doğruluk)ise, var olana (ister gerçek var olana ister düşünsel var olana) ilişkin bilginin özelliğidir. Örneğin;Pamuğun yumuşaklığı-Gerçeklik Yer çekimi kanunu-Hakikat(doğruluk) tur. Matematik ve mantık kuralları da bir hakikattir.
Temellendirme:
Bir düşüncenin, bir yargının,önermenin doğruluğunu gösterme,bu doğruluğun dayanaklarını gerekçelerini ortaya koyma demektir.Doğrulama daha çok deneysel bilimlerin,Temellendirme ise formel bilimler ile felsefenin başvurduğu bir yoldur. Örneğin:Felsefede önermelerin yargıların deney ve gözlem yoluyla doğrulanması söz konusu olmadığından gerekçe ve dayanak göstererek temellendirme yoluna gidilir.Bilgi Kuramı temellendirmek istediği kavram ya da soruları derinliğine,genişliğine araştırır ve aydınlatmaya çalışır.Bunu da genellikle çözümleme (analiz) ve betimleme (tasvir etme) yoluyla yapar.
Bilgi Kuramının Temel Soruları:
1-Bilginin değeri ile ilgili sorular;Varlığın doğru bilgisi var mıdır?Varsa bu bilgiler gerçek midir? Elde edilen bilgiler kesin midir? Kesin ve doğru bilgilerin ölçütü nedir? Hakikat var mıdır? Zihnimiz hakikate erişebilir mi?
2-Bilginin kaynağı ile ilgili sorular: İnsanın elde ettiği bilgilerin kaynağı nedir?Bilgilerimizin kaynağı akıl mıdır? Bilgilerimiz,duyuma ve deneye mi dayanır?Bilgilerimiz doğuştan mıdır? Bilgilerimiz sezgiye mi dayanır? Bilgi kuramının problemleri arasında,genel geçer doğru bilgi var mıdır? Sorusunun önemli bir yeri vardır. Bu soru birbirinden farklı cevapların verilmesine yol açmıştır.Bu cevaplar şunlardır:
Akla dayanan bilgi doğru bilgidir (Rasyonalizm,İnneizm(doğuştancılık),A Priorizm)
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
10/12/2008 · Kategori: FELSEFE GRUBU DERSI
5- Pragmatizm ( Faydacılık ): Pragmatizm, hem bilginin alanı sınırları hem de ölçütü hakkında faydacı bir görüş içerir. Pragmatizmin önemli temsilcisi W. James bir önermenin doğru olduğunun biricik göstergesinin onun işe yaraması olduğunu söylemektedir. Ona göre teoriler, karşılaştığımız problemleri çözmek için kullandığımız araçlardır. Teorilerimizin doğru olup olmadığını pratikte işe yarayıp yaramaması belirler. Yani bilginin ölçütü faydasıdır. Diğer önemli temsilcisi J. Dewey doğruyu karşılaştığımız problemleri çözmemizde bir araç olarak tanımlar.
6- Fenomonoloji (Görüngü bilim): Fenomonolojinin kurucusu olan E. Husserl’e göre duyusal, deneysel olarak verilmiş olan her tek nesnenin bir özü bulunduğunu, bu özün ise yalnızca bilinçle, bir çeşit görüyle kavranabileceğini ileri sürer. Fenomonolojinin temel ilkesi bu özlere gitmek, bu özlerin bilgisini elde edebilmektir.
BİLİM FELSEFESİ
Bilimin yapısı , doğası, bilimsel kuramlarla gerçeklik arasındaki ilişkiyi ve bilimde yöntem problemini ele alır.
Felsefenin Bilimlere Yaklaşımı :
Bilimlerle ve onların gelişimi ile çok yakın ve organik ilişki içinde olan felsefe; tarihi gelişim süreci içinde ayrılıklar taşısa da bilme belli ortak bir bakış açısı içinde olmuştur. Bu açı onların gelişmesine , yöntem ve ilkeler açısından yardımcı olmak, bilimlerin kullandığı kavramların anlam içeriğini tartışmak ve belirlemek, bilimin vardığı sonuçların doğruluk değerlerini irdelemek ve bu sonuçlardan sonra tavrını gözden geçirip kendine yeni ufuklar açmaktır.
Bir dönem tümü kendi içinde yer alan bilimlerin tek tek felsefeyi terk edip kendi ayakları üzerinde varolmaya başlamasına da yine felsefenin içinden çıkan bilim adamları önayak olmuşlardır. Ancak bu doğal olarak bilimlerin bir süre daha şu ya da bu ölçüde metafiziğin etkisinde kalmasının da nedeni olmuştur.
Felsefenin bilimle ilişkisi pozitif bilimlerin felsefeden ayrılıp, kendi ayakları üstünde durmayı başardıkları 19 ve 20 yüzyılda çok daha netleşmiştir. Bu dönemden sonra felsefe bilim üzerine düşünüp, bilimlerin mantığını kurmaya daha çok zaman ayırmıştır. Bu nedenle de bilim ve mantıkla çok daha önceden de ilgilenmesine rağmen, felsefenin bilimle ilgili alt dalı olan BİLİM FELSEFESİ’NİN miladı bu yüzyıllar kabul edilir.
Bu dönemin en çok sözü edilen konusu da felsefenin kendisinin da metafizikten arınıp bilimsel olması gerekliliği olmuştur.
Pozitif Bilimsel Bilgilerin Özellikleri :
Seçicidir: Sınırları belli bir varlık alanını konu edinir ve bu sınırlar dışına kesinlikle çıkmaz.
Kuşkucudur: Yalnızca bilim dışı açıklamaları değil bilim çevrelerinin yaptığı açıklamalara bile kuşku ile yaklaşır.
Eleştiricidir: Özellikle de var olan bilimsel açıklamalara eleştirel bir tavırla yaklaşır.
Somuttur: Olgulara dayanır. Var olan gerçeklikleri inceler. Soyut konu ve kavramlarla uğraşmaz.
Nesneldir: Herkes için tek ve değişmezdir. Kişiye gruba veya başka ölçülere göre değişmez.
Evrenseldir: Nesnel olduğu içindir ki evrenin her yerinde aynı şekilde geçerlidir.
Kolektiftir: Tüm insanlığın ortak kültür malıdır.
Akılcıdır: Kendi içinde tutarlı akıl ve mantık ilkelerine uygun bilgilerdir.
Genelleyicidir: Tek tek olgulardan hareket eder ama genellemelere, genel yargılara ulaşır. Sınıflama yapar. Benzer olayları diğerlerinden ayırır.
Ölçülüdür: Matematiksel bir dil kullanır. Kesin ölçülerle, sayılarla ile açıklama yapar.
Deneysel ve uygulanabilirdir: Olgusal olduğu içindir ki deneylerle sınanabilirler. Hatta bilimsel bilgiler teknik aracılığı ile hayatın farklı alanlarında her türlü araç ve gerece dönüşürler.
Birikimli olarak ilerler, dinamiktir: Kuşkucu ve eleştirici tavrı bilime her dönem yeni ufuklar açarak onu dinamik bir alan haline getirir.
BİLİME FARKLI YAKLAŞIMLAR
Bilim felsefesinde bilimin ne olduğunu açıklayan iki farklı yaklaşım ortaya çıkmıştır.
1-)Ürün Olarak Bilim
Bu yaklaşıma göre bilimi anlamak için bilim adına ortaya konmuş ürünlere bakmak gerekir.R.Carnap, H.Reichenbach bu yaklaşımın önde gelen temsilcisidir.
Bu düşünürlere göre felsefi problemlerin kaynağında dil sorunları yatmaktaydı. H.Reichenbach da , felsefenin görevinin bilimin mantığını geliştirmek ve bilimsel önermelerin mantıksal çözümlemesini yapmak olduğunu öne sürer. R.Carnap ‘da dile ‘’söz- dizimi’’(sentaks) açısından bakar.Ona göre felsefe, dilin söz- dizimsel yapısını ortaya koymaktır. Bu yolla bilimsel önermelerin anlamı açığa kavuşturulacak ve doğrulama problemine bir çözüm bulunacaktır.
2-)Etkinlik Olarak Bilim
Bilimi ürün olarak ele alan bilim anlayışına karşı bir tepki olarak gelişmiştir.
T.Kuhn ‘’Bilimsel Devrimlerin Yapısı’’ adlı kitabında bu görüşü ortaya koyar: T.Kuhn bilimin hiçte sanıldığı gibi nesnel tavırlı , objektif bir bakış açısının ürünü olduğu söylenemez demektedir. Çünkü bilim, bilim adamlarının etkisi altındadır.Bilim tarihine bakıldığında bilim adamlarının bulundukları toplumlardaki kültürel yapıyı, inançları , önyargıları kendilerinde taşıdıklarını ve bilimsel çalışmalarına bunları yansıttıkları görülür. T.Kuhn göre bilim , birikimsel olarak ilerleyen değil , devrimlerle ilerleyen bir yapıya sahiptir.Bu devrimler ise paradigma adını verdiği kuramlar alanın da gerçekleşen devrimlerdir.
Paradigma: Bilimde bilim adamının dünyaya bakışını belirleyen , ona evreni açıklama olanağı veren model , kavramsal çerçeve yada ideal kuram
Yönlendirdiği bilim dalında , araştırmanın kurallarını ve standartlarını koyan , bu alan da çalışan bilim adamlarının problem çözme çabasını koordine eden ve yöneten kuram , kuramsal çerçeve.
Bilimsel Devrim
T.Kuhn ‘a göre bilimsel keşifler , paradigmanın bunalıma girmesiyle başlar. Bir paradigma evreni , açıklamada yetersiz kaldığında ve önüne çıkan problemleri çözme gücü azaldığında , bu paradigma terk edilir ve yerine yeni bir paradigma gelir. Bu da bilimsel devrim olarak nitelenir.
Bilime Klasik Görüş Açısından Bakış
-Bu görüş A.Comte ‘un pozitivizmiyle temsil edilir.(bilimi ürün olarak değerlendiren yaklaşımda bu görüşe dahildir)
-Bu görüşe göre bilimsel yöntem tek ve aynıdır.(deney ve gözlem)
-Bilim bir doğru boyunca ilerler.Bu bilimin birikimli olarak ilerlediğinin kabul edilmesidir.
-Bilim nesneldir. Çünkü bilim bizim dışımızdaki nesnel dünyayı konu alır.Bilim adamı da objektif bakış açısına sahip olmalıdır.
-Bütün bilimler temelde birleşir.
Klasik Görüşe Yapılan Eleştiri
-Bu eleştiriler T.Kuhn’un görüşleri olarak ortaya çıkar.
-Bilimin nesnel olduğu doğru değildir.Çünkü bilim adamları önyargı ve inançlarıyla dünyaya bakar.
-Bilim birikimli olarak ilerlemez . Bilimde devrimlerle ilerleme söz konusudur.
-Bilim temelde tek bir bilime indirgenemez. Gerçeğin farklı boyutlarını anacak farklı bilimler verebilir.
VARLIK ELSEFESİ (ONTOLOJİ)
Varlıkla ilgili olan , varlığı konu alan varlığın gerçekte ne olduğunu ortaya koymaya çalışan felsefe türüne verilen ad.
Gerek fiziksel , gerek zihinsel (veya ruhsal ) varlık türünden olsun varlığın en genel ve en temel özelliklerini soruşturan , felsefi inceleme alanına varlık felsefesi denir.
Metafizik- Ontoloji
Metafizik: Amacı varolanların gerçek doğasını belirlemek varolanların anlamını ,yapısını ve ilkelerini ortaya koymak olan felsefenin temel disiplini.
Ontoloji: Metafiziğin ,tek tek nesne ve olaylarla değil de ,genel olarak varlık problemiyle ilgili olan dalı; varlığı varlık olarak , varlık olmak bakımından ele alan bilim
Varlık Felsefesinin Temel Problemleri
1. Varlığı varolup olmadığı sorunu.
2. Varlık varsa bunun ne olduğunu sorunu
Varlığın Varolup Olmadığı sorunu
a-)Nihilizm:(Hiççilik)
Varlığın olmadığını savunan görüşlerin genel adı.Nihilizme göre gerçekte bir varlık yoktur.
Gorgias , TAOculuk
b-)Realizm(Gerçekçilik)
Varlığın gerçekten var olduğunu ileri süren , insandan bağımsız ve nesnel olarak bir dış dünyanın var olduğunu savuna görüş.
Varlığın Ne Olduğu Problemi
1-) Varlığı Oluş Olarak Kabul Edenler
Bu görüşü savunanlar , evrenin sürekli bir değişme ve gelişme içinde olduğunu savunurlar.Herakleitos, Whitehead bu görüşün başlıca temsilcileridir.
Herakleitos’a göre evrenin ilk unsuru ateştir her şey ondan çıkmış ve her şey ona dönecektir.Evrende her şey sürekli oluş halindedir.
Whitehead a göre de evren , sürekli , sonsuz bir oluş halinde , canlı ve dinamik bir varlığa sahiptir.
2-) Varlığı İde Olarak Kabul Edenler
Varlığın ide (düşünce) den oluştuğunu savunan, var olan her şeyi düşünceye bağlayan , insan düşüncesinden bağımsız bir nesneler dünyasının yada bir gerçekliğin varlığını yadsıyan yaklaşımdır. Bu yaklaşımın başlıca temsilcileri Platon, Aristo Farabi ve Hegel dir.
3-) Varlığı Madde Olarak Kabul Edenler
Varlık, maddi niteliktedir, maddenin dışında herhangi bir varlık yoktur diyen bu görüş felsefede materyalizm (maddecilik) olarak adlandırılır. Başlıca temsilcileri Demokritos, T.Hobes, La Metrie, K.Marx tır.
4-) Varlığı Hem Düşünce(ide) Hem Madde Olarak Kabul Edenler
Varlığın düşünce ve madde gibi iki cevherden meydana geldiğini savunan anlayışa düalist (ikici) anlayış denir.Düalizm, varlıkta daima iki prensibin varlığını kabul eder.
Başlıca temsilcisi R.Descartes tir.Descartes varlığı maddi cevher ve ruh cevheri dediği bir birine indirgenemez iki cevherle açıklamaktadır.Maddi cevherin özü yer kaplamaktır.Ruh un özü ise düşünmektir. Bundan hareketle Descartes , yer kaplayan cevher düşünemez, düşünen cevher ise yer kaplayamaz demektedir ve varlığı temelde iki özle açıkladığı için düalist bir anlayış sergilemektedir.
5-) Varlığı Fenomen Olarak Kabul Edenler
Fenomonoloji özlerin biline bileceğini savunan öğretidir.Öz fenomenin dolaysız, bir tür sezgiyle kavranabilen içeriğidir. Fenomonolojinin kurucusu E. Husser’dir.
AHLAK FELSEFESİ
Ahlak felsefesinin konusu insanının kişisel yada toplumsal yaşamdaki eylemleri ve bu eylemlerin dayandığı ilkelerdir.
Bireyin bir halkın, bir toplumsal sınıfın, bir çağın yaşamına egemen olan inanç ve tasarımlar topluluğuna ahlak (Moral) denir.
Ahlak Felsefesinin Temel Kavramları:
İyi, kötü, özgürlük, sorumluluk, erdem, vicdan, ahlak yasası, ahlaki karar, ahlaki eylem v.b. ahlak felsefesinin başlıca kavramlarıdır.
Ahlak Felsefesinin Temel Problemleri:
1- En yüksek iyi problemi: Temelde insan davranışlarının yöneldiği bir gaye,en yüksek iyi var mıdır?)
2- Doğru eylem problemi: İnsan davranışlarını temelde hangi ölçülere göre doğru olabileceği.
3- Özgürlük problemi:İnsanın yaptığı seçimlerde özgür olup olmadığı problemidir. Temelde iki görüşle şekillenir. İnsanın özgür olduğunu savunanlar; özgür olmadığını savunanlar.
4- Evrensel bir ahlak yasasının olup olmadığı problemi.
a-) Evrensel Ahlak Yasasının Olmadığını Savunanlar:
Haz Ahlakı (Hedonizm): Ahlaki eylemin amacını hazda gören ahlak felsefesine denir. Aristippos, Epiküros başlıca Haz Ahlakı temsilcileridir.
Faydacılık: Faydacılık ahlaki eylemi sonucuna göre değerlendiren bir anlayıştır. Ahlaki eylemin birinci amacı olarak faydayı gören bireyci bir felsefedir.
Bencilik (Egoizm): Bencilik (Egoizm) genel anlamıyla insanın tüm eylemlerinin “ben düşkünlüğü” ile belirlendiğini, bütün eylemlerinin kendini koruma iç güdüsünden ve ben sevgisinden kaynaklandığını ileri süren bir ahlak görüşüdür. Temsilcisi T. Hobbes dir.
Anarşizm (Baş Tanımazlık): İnsanların birey olmasını engelleyen her türlü otoriteye karşı çıkar. Devlet otoritesi gibi ahlak kuralları da insan özgürlüğünü kısıtlayan kurallardır. Anarşizme göre önemli olan tek şey bireyin hak ve özgürlükleridir. Başlıca temsilcileri Proudhon, Stirner,
F. Nietzsche (Nihilizm): Varolan görüşlere, değerlere, düzene karşı hiçbir ilke tanımayan bir anlayış taşır. Nietzsche ahlak dışı bir felsefe kurma girişiminde bulunur. Akıl yerine iradeyi, toplum yerine bireyi üstün tutar.
J. P. Sartre (Varoluşçuluk): Sartre’nin ahlak görüşü “varoluş özden önce gelir” önermesini eksen alır. İnsan diğer varlıklardan farklı olarak özü gerçekleşmemiş bir varlıktır. İnsan özgürce seçimleriyle kendi kendisini gerçekleştirecek, özünü oluşturacak varlıktır. (İnsan ne isterse o olur.)
b-) Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Kabul Edenler:
Bu görüşü benimseyen düşünürler, iki temel görüş çerçevesinde evrensel ahlak yasasını açıklamaktadırlar.
Bazı düşünürlere göre ahlaki yasalar, nesnel olarak insanın dışında, ondan bağımsız bir biçimde vardır. Bu evrensel ahlak yasasını nesnel (objektif) temelde açıklamaktır. (Bu görüşü savunanlar evrensel ahlak yasasını bir doğa yasası gibi insandan bağımsız olarak kabul ederler.)
Bazı düşünürler ise ahlaki yasaların insanın doğasıyla ve koşullarıyla ilgili olduğunu ve varlığını insandan, onun öznel yaşamından aldığını savunan görüşler ileri sürerler. Bu da evrensel ahlak yasasını öznel (sübjektif) temelde açıklamaktır.
1- Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Öznel Temelde Açıklayanlar:
Bu görüş içerisinde sayabileceğimiz başlıca düşünürler: J. Bentham, J. S. Mill, H. Bergson dur.
Bentham ve Mill’e göre insan doğası gereği acıdan kaçınır, hazza yönelir ve mutlu olmak isteğindedir. Kişinin mutlu olabilmesi ise çevresindeki insanların mutlu olmasına bağlıdır. Bu nedenle olabildiğince çok insanın yararına olanın seçilmesi doğru bir eylemde bulunmaktır. Bu düşünürlere göre ahlaki yasa yalnız tek insan için değil, herkes için faydalı olanın istenmesiyle belirlenecektir.
Bergson’a göre ise doğru eylemin ölçütü sezgidir. İnsan kendisinde var olan sezgi gücü ile iyi ve kötü eylemleri ayırabilecektir. Bergson “kendi sezgine uygun olan davranışı seçki, herkes için doğru ve ahlaki olanı gerçekleştirmiş olasın” düşüncesiyle hareket etmektedir.
2- Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Nesnel (Objektif) Temelde Açıklayanlar:
Bu görüşü temsil eden başlıca düşünürler arasında Socrates, E. Kant, Platon (Eflatun), Farabi, Spinoza sayılabilir.
Socrates’e göre en yüksek iyi bilgidir. Onun ahlak anlayışının temelinde “bilgi erdemdir” iddiası bulunur. Platon’a göre iyi idesi iyi olan her şeyin iyi olmasını sağlayan şeydir. O halde bu dünyada gerçekleştirilen her iyi eylem ideler dünyasındaki iyi idesine uyduğu için iyidir. Bundan dolayı gerçek mutluluk idelerin bilgisine sahip olmaktır. Farabi’ye göre erdemlerin en üstünü bilgidir. İnsana en yüksek mutluluğu sağlayan bilgi ise tanrının bilgisidir. Spinoza’a göre doğa yasası ile evrensel ahlak yasası aynı şeydir. Doğa yasasını bilmek tanrıyı bilmektir. Spinoz’a için iyi doğa yasasına uyma, evrensel ahlak yasasına uyma, tanrıya ulaşma, erdemli olma, güçlü olma, kendini koruma duygusu hep aynı şeydir.
Ahlak anlayışına yeni bir bakış açısı kazandıran ünlü Alman filozofu Kant’tır. Kant ahlakın temeline ödev duygusunu yerleştirir. Ona göre ahlakta amaç mutluluk olamaz. Çünkü mutluluk çok değişken ve öznel bir terimdir. Ona göre bir eylem bir histen yada bir eğilimden dolayı değil de bir ödev duygusundan dolayı gerçekleştirilmişse ahlaki bir eylem olabilir. Kant bir eylemin ahlaki değerini sonucunda değil de eyleme karar verme aşamasında kabul etmektedir. ( İnsan her zaman için iyiyi istemelidir.)
SİYASET FELSEFESİ
Siyasal oluşumları ve kurumları ele alan felsefe disiplinidir. Siyasal kavramların ve siyaset teorilerinin eleştirel değerlendirmesini yapar. Ve siyasal açıdan olması gerekeni belirler.
Siyaset Felsefesinin Temel Kavramları: Devlet, halk, sivil toplum, hukuk, insan hakları, eşitlik, egemenlik, meşruiyet, iktidar, bürokrasi yasa v.b.
Siyaset Felsefesinin Temel Problemleri:
a-) İktidar kaynağını nereden alır?
b-) Meşruiyet ölçütü nedir?
c-) Egemenliğin kullanılış biçimleri nelerdir?
d-) Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?
e-) Birey toplum ve birey devlet ilişkisi nasıl olmalıdır?
a- İktidar Kaynağını Nerden Alır?:
Siyasi iktidar toplumu yönetme gücüdür. Siyasi iktidardan yoksun bir devlet düşünülemez. İktidar ne kadar toplumdaki insanlarla uyum içerisinde olursa o kadar sağlam bir devlet yapısı oluşur. Üç tür iktidardan bahsedilebilir.
1- Korunma Gereksinimi ve İktidar İlişkisi:İktidar kaynağını toplumun ve bireylerin korunma düşüncesinden alır. Platon, Aristoteles ve İbn-i Haldun başlıca temsilcileridir.
2- Dinsel İşlev Ve İktidar İlişkisi: İktidar kaynağını toplumda ki egemen dinden alır. Orta çağ Avrupa’sındaki iktidar anlayışı buna örnek gösterilebilir.
3- Ortak İstenç Ve İktidar İlişkisi: İktidar kaynağını toplumun beraber yaşama düşüncesinden alır. J.Locke, J.J. Rousseau, T. Hobbes önemli temsilcileridir.
b- Meşruiyetin Ölçütü Nedir?:
İktidar uygulamalarını doğal olarak yasal (meşru) saymak durumundadır. Bu meşruiyetini ise belirli temellere dayandırmak durumundadır.
Devlet ya yurttaşlarını ahlaki bakımdan geliştirerek ve olgunlaştırarak ya tanrısal bir kökene dayanarak, yada toplumun ortak iradesinin bir oluşumu olduğunu kabul ederek iktidarını meşrulaştırmak durumundadır.
c- Egemenliğin Kullanılış Biçimleri Nelerdir?:
Egemenlik devletin iktidar gücünü kullanmasıdır. Egemenliğin üç farklı biçimde kullanıldığını söyleyen Max. Weber olmuştur.
1- Geleneksel Egemenlik: Egemenliğin geleneklere dayandığı siyasi otorite biçimidir.
2- Karizmatik Egemenlik: Bu egemenlik anlayışında önderin olağan üstü nitelikler taşıdığına toplumu esenliğe götüreceğine inanılır. Örnek Atatürk.
3- Demokratik Hukuksal Egemenlik: Burada egemenliğin kaynağı kişiler ve zümreler değil halktır.
d- Bürokrasiden Vazgeçilebilir mi?:
Her hukuk devletinde devlet işlerinin yürütülmesi için kurulmuş kurumlar bireyleriyle uyumlu çalışması gereken bir örgütlenme oluştururlar. Bu oluşumu bürokratik bir örgütlenme olarak adlandırıyoruz.
J.S. Mill bürokrasinin yönetim kademelerinde kuralcılığın, katılığın, beceriksizliğin, yavaşlığın, gereksiz formalitenin simgesidir.
M.Weber ise bürokrasiyi modern toplumlar için son derece önemli görür. Ona göre örgütlenmenin en akıllıca yöntemi ve örneği bürokrasidir.
Siyaset Felsefesinin İki Ana Problemi:
Siyaset felsefesinin karmaşa, düzen, ütopya ilişkisiyle birey ve devlet ilişkisi olmak üzere iki önemli problemi vardır.
Karmaşa: İçinde bir düzenin olmadığı toplumsal bir durumu ifade etmek için kullanılan bir kavramdır.
Düzen: Bir toplumda bireyler ve gruplar arası ilişkilerin bir takım kurallara ve ilkelere göre düzenlenmesinden ortaya çıkan bir durumdur.
Ütopya: Filozoflar adalet, eşitlik ve özgürlük gibi bir takım ilkeleri temel alarak olması gereken bir ideal devlet tasarlarlar. Böyle bir devlet düzenine ütopya adı verilir.
Devlet siyaset felsefesi tarihinde hem doğal bir kurum, hem de yapma bir varlık olarak iki şekilde değerlendirilmiştir. Devleti doğal bir kurum olarak gören filozof Platon’dur. Ona göre devlet insana benzer. Bireyin bir devamıdır. Bu görüşte devlet insanın doğada var olması gibi doğal bir kurum olarak oluşmuştur.
Devleti yapma bir kurum olarak gören filozoflar ise J.J. Russo, T. Hobbes, v J. Locke tur. Bu filozoflara göre devlet insanın doğada var olmasından sonra insanlar arasında yapılan bir sözleşmeyle oluşturulmuş bir örgütlenmedir. Bu nedenle yapay bir kurumdur.
Birey Devlet İlişkisi:
Siyaset felsefesinin bu probleminde birey devlet için mi vardır yoksa devlet birey için var olan bir kurum mudur? Sorusuna yanıt aranmaktadır. Modern toplumlarda birey ve devlet ikisi birlikte var olan bir olgudur.
SANAT FELSEFESİ
İlk olarak A.G. Baumgarten tarafından kullanılmış olan estetik kavramı güzel üzerine düşünmek onun ne olduğunu açıklamak olarak anlaşılmaktadır. Güzelliğin felsefesi olarak anlaşılan estetik her alandaki doğadaki ve insanın yapmış olduğu eserlerdeki güzelliğe yönelir. Ancak estetik ve sanat felsefesi arasında bu noktada bir ayrım yapmak gerekir. Estetiğin yukarda belirtilen özelliklerine karşın sanat felsefesinin insanın meydana getirdiği eseleri ele alan sanata dair yaratmaların ve zevklerin anlamını inceleyen bir felsefe dalı olmasıdır.
Sanat felsefesinin temel kavram ve problemleri estetiğinde temel kavram ve problemleridir. Ancak sanat felsefesi sadece sanattaki güzellikle ilgilenir. Estetik ise hem doğadaki güzelle hem de sanattaki güzel ile ilgilendiğinden sanat felsefesinden daha geniş bir alana sahiptir.
Estetik ve Sanat Felsefesinin Problemleri:
Sanat nedir? Sanatçının ayırt edici özelliği nedir? Sanatçı neyi iletir? Güzel nedir? Güzellik onu algılayan özneden bağımsız bir değer midir? Bu problemlere verilen başlıca cevaplar şu şekildedir:
Sanat Kuramları:
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
10/12/2008 · Kategori: FELSEFE GRUBU DERSI
5- Pragmatizm ( Faydacılık ): Pragmatizm, hem bilginin alanı sınırları hem de ölçütü hakkında faydacı bir görüş içerir. Pragmatizmin önemli temsilcisi W. James bir önermenin doğru olduğunun biricik göstergesinin onun işe yaraması olduğunu söylemektedir. Ona göre teoriler, karşılaştığımız problemleri çözmek için kullandığımız araçlardır. Teorilerimizin doğru olup olmadığını pratikte işe yarayıp yaramaması belirler. Yani bilginin ölçütü faydasıdır. Diğer önemli temsilcisi J. Dewey doğruyu karşılaştığımız problemleri çözmemizde bir araç olarak tanımlar.
6- Fenomonoloji (Görüngü bilim): Fenomonolojinin kurucusu olan E. Husserl’e göre duyusal, deneysel olarak verilmiş olan her tek nesnenin bir özü bulunduğunu, bu özün ise yalnızca bilinçle, bir çeşit görüyle kavranabileceğini ileri sürer. Fenomonolojinin temel ilkesi bu özlere gitmek, bu özlerin bilgisini elde edebilmektir.
BİLİM FELSEFESİ
Bilimin yapısı , doğası, bilimsel kuramlarla gerçeklik arasındaki ilişkiyi ve bilimde yöntem problemini ele alır.
Felsefenin Bilimlere Yaklaşımı :
Bilimlerle ve onların gelişimi ile çok yakın ve organik ilişki içinde olan felsefe; tarihi gelişim süreci içinde ayrılıklar taşısa da bilme belli ortak bir bakış açısı içinde olmuştur. Bu açı onların gelişmesine , yöntem ve ilkeler açısından yardımcı olmak, bilimlerin kullandığı kavramların anlam içeriğini tartışmak ve belirlemek, bilimin vardığı sonuçların doğruluk değerlerini irdelemek ve bu sonuçlardan sonra tavrını gözden geçirip kendine yeni ufuklar açmaktır.
Bir dönem tümü kendi içinde yer alan bilimlerin tek tek felsefeyi terk edip kendi ayakları üzerinde varolmaya başlamasına da yine felsefenin içinden çıkan bilim adamları önayak olmuşlardır. Ancak bu doğal olarak bilimlerin bir süre daha şu ya da bu ölçüde metafiziğin etkisinde kalmasının da nedeni olmuştur.
Felsefenin bilimle ilişkisi pozitif bilimlerin felsefeden ayrılıp, kendi ayakları üstünde durmayı başardıkları 19 ve 20 yüzyılda çok daha netleşmiştir. Bu dönemden sonra felsefe bilim üzerine düşünüp, bilimlerin mantığını kurmaya daha çok zaman ayırmıştır. Bu nedenle de bilim ve mantıkla çok daha önceden de ilgilenmesine rağmen, felsefenin bilimle ilgili alt dalı olan BİLİM FELSEFESİ’NİN miladı bu yüzyıllar kabul edilir.
Bu dönemin en çok sözü edilen konusu da felsefenin kendisinin da metafizikten arınıp bilimsel olması gerekliliği olmuştur.
Pozitif Bilimsel Bilgilerin Özellikleri :
Seçicidir: Sınırları belli bir varlık alanını konu edinir ve bu sınırlar dışına kesinlikle çıkmaz.
Kuşkucudur: Yalnızca bilim dışı açıklamaları değil bilim çevrelerinin yaptığı açıklamalara bile kuşku ile yaklaşır.
Eleştiricidir: Özellikle de var olan bilimsel açıklamalara eleştirel bir tavırla yaklaşır.
Somuttur: Olgulara dayanır. Var olan gerçeklikleri inceler. Soyut konu ve kavramlarla uğraşmaz.
Nesneldir: Herkes için tek ve değişmezdir. Kişiye gruba veya başka ölçülere göre değişmez.
Evrenseldir: Nesnel olduğu içindir ki evrenin her yerinde aynı şekilde geçerlidir.
Kolektiftir: Tüm insanlığın ortak kültür malıdır.
Akılcıdır: Kendi içinde tutarlı akıl ve mantık ilkelerine uygun bilgilerdir.
Genelleyicidir: Tek tek olgulardan hareket eder ama genellemelere, genel yargılara ulaşır. Sınıflama yapar. Benzer olayları diğerlerinden ayırır.
Ölçülüdür: Matematiksel bir dil kullanır. Kesin ölçülerle, sayılarla ile açıklama yapar.
Deneysel ve uygulanabilirdir: Olgusal olduğu içindir ki deneylerle sınanabilirler. Hatta bilimsel bilgiler teknik aracılığı ile hayatın farklı alanlarında her türlü araç ve gerece dönüşürler.
Birikimli olarak ilerler, dinamiktir: Kuşkucu ve eleştirici tavrı bilime her dönem yeni ufuklar açarak onu dinamik bir alan haline getirir.
BİLİME FARKLI YAKLAŞIMLAR
Bilim felsefesinde bilimin ne olduğunu açıklayan iki farklı yaklaşım ortaya çıkmıştır.
1-)Ürün Olarak Bilim
Bu yaklaşıma göre bilimi anlamak için bilim adına ortaya konmuş ürünlere bakmak gerekir.R.Carnap, H.Reichenbach bu yaklaşımın önde gelen temsilcisidir.
Bu düşünürlere göre felsefi problemlerin kaynağında dil sorunları yatmaktaydı. H.Reichenbach da , felsefenin görevinin bilimin mantığını geliştirmek ve bilimsel önermelerin mantıksal çözümlemesini yapmak olduğunu öne sürer. R.Carnap ‘da dile ‘’söz- dizimi’’(sentaks) açısından bakar.Ona göre felsefe, dilin söz- dizimsel yapısını ortaya koymaktır. Bu yolla bilimsel önermelerin anlamı açığa kavuşturulacak ve doğrulama problemine bir çözüm bulunacaktır.
2-)Etkinlik Olarak Bilim
Bilimi ürün olarak ele alan bilim anlayışına karşı bir tepki olarak gelişmiştir.
T.Kuhn ‘’Bilimsel Devrimlerin Yapısı’’ adlı kitabında bu görüşü ortaya koyar: T.Kuhn bilimin hiçte sanıldığı gibi nesnel tavırlı , objektif bir bakış açısının ürünü olduğu söylenemez demektedir. Çünkü bilim, bilim adamlarının etkisi altındadır.Bilim tarihine bakıldığında bilim adamlarının bulundukları toplumlardaki kültürel yapıyı, inançları , önyargıları kendilerinde taşıdıklarını ve bilimsel çalışmalarına bunları yansıttıkları görülür. T.Kuhn göre bilim , birikimsel olarak ilerleyen değil , devrimlerle ilerleyen bir yapıya sahiptir.Bu devrimler ise paradigma adını verdiği kuramlar alanın da gerçekleşen devrimlerdir.
Paradigma: Bilimde bilim adamının dünyaya bakışını belirleyen , ona evreni açıklama olanağı veren model , kavramsal çerçeve yada ideal kuram
Yönlendirdiği bilim dalında , araştırmanın kurallarını ve standartlarını koyan , bu alan da çalışan bilim adamlarının problem çözme çabasını koordine eden ve yöneten kuram , kuramsal çerçeve.
Bilimsel Devrim
T.Kuhn ‘a göre bilimsel keşifler , paradigmanın bunalıma girmesiyle başlar. Bir paradigma evreni , açıklamada yetersiz kaldığında ve önüne çıkan problemleri çözme gücü azaldığında , bu paradigma terk edilir ve yerine yeni bir paradigma gelir. Bu da bilimsel devrim olarak nitelenir.
Bilime Klasik Görüş Açısından Bakış
-Bu görüş A.Comte ‘un pozitivizmiyle temsil edilir.(bilimi ürün olarak değerlendiren yaklaşımda bu görüşe dahildir)
-Bu görüşe göre bilimsel yöntem tek ve aynıdır.(deney ve gözlem)
-Bilim bir doğru boyunca ilerler.Bu bilimin birikimli olarak ilerlediğinin kabul edilmesidir.
-Bilim nesneldir. Çünkü bilim bizim dışımızdaki nesnel dünyayı konu alır.Bilim adamı da objektif bakış açısına sahip olmalıdır.
-Bütün bilimler temelde birleşir.
Klasik Görüşe Yapılan Eleştiri
-Bu eleştiriler T.Kuhn’un görüşleri olarak ortaya çıkar.
-Bilimin nesnel olduğu doğru değildir.Çünkü bilim adamları önyargı ve inançlarıyla dünyaya bakar.
-Bilim birikimli olarak ilerlemez . Bilimde devrimlerle ilerleme söz konusudur.
-Bilim temelde tek bir bilime indirgenemez. Gerçeğin farklı boyutlarını anacak farklı bilimler verebilir.
VARLIK ELSEFESİ (ONTOLOJİ)
Varlıkla ilgili olan , varlığı konu alan varlığın gerçekte ne olduğunu ortaya koymaya çalışan felsefe türüne verilen ad.
Gerek fiziksel , gerek zihinsel (veya ruhsal ) varlık türünden olsun varlığın en genel ve en temel özelliklerini soruşturan , felsefi inceleme alanına varlık felsefesi denir.
Metafizik- Ontoloji
Metafizik: Amacı varolanların gerçek doğasını belirlemek varolanların anlamını ,yapısını ve ilkelerini ortaya koymak olan felsefenin temel disiplini.
Ontoloji: Metafiziğin ,tek tek nesne ve olaylarla değil de ,genel olarak varlık problemiyle ilgili olan dalı; varlığı varlık olarak , varlık olmak bakımından ele alan bilim
Varlık Felsefesinin Temel Problemleri
1. Varlığı varolup olmadığı sorunu.
2. Varlık varsa bunun ne olduğunu sorunu
Varlığın Varolup Olmadığı sorunu
a-)Nihilizm:(Hiççilik)
Varlığın olmadığını savunan görüşlerin genel adı.Nihilizme göre gerçekte bir varlık yoktur.
Gorgias , TAOculuk
b-)Realizm(Gerçekçilik)
Varlığın gerçekten var olduğunu ileri süren , insandan bağımsız ve nesnel olarak bir dış dünyanın var olduğunu savuna görüş.
Varlığın Ne Olduğu Problemi
1-) Varlığı Oluş Olarak Kabul Edenler
Bu görüşü savunanlar , evrenin sürekli bir değişme ve gelişme içinde olduğunu savunurlar.Herakleitos, Whitehead bu görüşün başlıca temsilcileridir.
Herakleitos’a göre evrenin ilk unsuru ateştir her şey ondan çıkmış ve her şey ona dönecektir.Evrende her şey sürekli oluş halindedir.
Whitehead a göre de evren , sürekli , sonsuz bir oluş halinde , canlı ve dinamik bir varlığa sahiptir.
2-) Varlığı İde Olarak Kabul Edenler
Varlığın ide (düşünce) den oluştuğunu savunan, var olan her şeyi düşünceye bağlayan , insan düşüncesinden bağımsız bir nesneler dünyasının yada bir gerçekliğin varlığını yadsıyan yaklaşımdır. Bu yaklaşımın başlıca temsilcileri Platon, Aristo Farabi ve Hegel dir.
3-) Varlığı Madde Olarak Kabul Edenler
Varlık, maddi niteliktedir, maddenin dışında herhangi bir varlık yoktur diyen bu görüş felsefede materyalizm (maddecilik) olarak adlandırılır. Başlıca temsilcileri Demokritos, T.Hobes, La Metrie, K.Marx tır.
4-) Varlığı Hem Düşünce(ide) Hem Madde Olarak Kabul Edenler
Varlığın düşünce ve madde gibi iki cevherden meydana geldiğini savunan anlayışa düalist (ikici) anlayış denir.Düalizm, varlıkta daima iki prensibin varlığını kabul eder.
Başlıca temsilcisi R.Descartes tir.Descartes varlığı maddi cevher ve ruh cevheri dediği bir birine indirgenemez iki cevherle açıklamaktadır.Maddi cevherin özü yer kaplamaktır.Ruh un özü ise düşünmektir. Bundan hareketle Descartes , yer kaplayan cevher düşünemez, düşünen cevher ise yer kaplayamaz demektedir ve varlığı temelde iki özle açıkladığı için düalist bir anlayış sergilemektedir.
5-) Varlığı Fenomen Olarak Kabul Edenler
Fenomonoloji özlerin biline bileceğini savunan öğretidir.Öz fenomenin dolaysız, bir tür sezgiyle kavranabilen içeriğidir. Fenomonolojinin kurucusu E. Husser’dir.
AHLAK FELSEFESİ
Ahlak felsefesinin konusu insanının kişisel yada toplumsal yaşamdaki eylemleri ve bu eylemlerin dayandığı ilkelerdir.
Bireyin bir halkın, bir toplumsal sınıfın, bir çağın yaşamına egemen olan inanç ve tasarımlar topluluğuna ahlak (Moral) denir.
Ahlak Felsefesinin Temel Kavramları:
İyi, kötü, özgürlük, sorumluluk, erdem, vicdan, ahlak yasası, ahlaki karar, ahlaki eylem v.b. ahlak felsefesinin başlıca kavramlarıdır.
Ahlak Felsefesinin Temel Problemleri:
1- En yüksek iyi problemi: Temelde insan davranışlarının yöneldiği bir gaye,en yüksek iyi var mıdır?)
2- Doğru eylem problemi: İnsan davranışlarını temelde hangi ölçülere göre doğru olabileceği.
3- Özgürlük problemi:İnsanın yaptığı seçimlerde özgür olup olmadığı problemidir. Temelde iki görüşle şekillenir. İnsanın özgür olduğunu savunanlar; özgür olmadığını savunanlar.
4- Evrensel bir ahlak yasasının olup olmadığı problemi.
a-) Evrensel Ahlak Yasasının Olmadığını Savunanlar:
Haz Ahlakı (Hedonizm): Ahlaki eylemin amacını hazda gören ahlak felsefesine denir. Aristippos, Epiküros başlıca Haz Ahlakı temsilcileridir.
Faydacılık: Faydacılık ahlaki eylemi sonucuna göre değerlendiren bir anlayıştır. Ahlaki eylemin birinci amacı olarak faydayı gören bireyci bir felsefedir.
Bencilik (Egoizm): Bencilik (Egoizm) genel anlamıyla insanın tüm eylemlerinin “ben düşkünlüğü” ile belirlendiğini, bütün eylemlerinin kendini koruma iç güdüsünden ve ben sevgisinden kaynaklandığını ileri süren bir ahlak görüşüdür. Temsilcisi T. Hobbes dir.
Anarşizm (Baş Tanımazlık): İnsanların birey olmasını engelleyen her türlü otoriteye karşı çıkar. Devlet otoritesi gibi ahlak kuralları da insan özgürlüğünü kısıtlayan kurallardır. Anarşizme göre önemli olan tek şey bireyin hak ve özgürlükleridir. Başlıca temsilcileri Proudhon, Stirner,
F. Nietzsche (Nihilizm): Varolan görüşlere, değerlere, düzene karşı hiçbir ilke tanımayan bir anlayış taşır. Nietzsche ahlak dışı bir felsefe kurma girişiminde bulunur. Akıl yerine iradeyi, toplum yerine bireyi üstün tutar.
J. P. Sartre (Varoluşçuluk): Sartre’nin ahlak görüşü “varoluş özden önce gelir” önermesini eksen alır. İnsan diğer varlıklardan farklı olarak özü gerçekleşmemiş bir varlıktır. İnsan özgürce seçimleriyle kendi kendisini gerçekleştirecek, özünü oluşturacak varlıktır. (İnsan ne isterse o olur.)
b-) Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Kabul Edenler:
Bu görüşü benimseyen düşünürler, iki temel görüş çerçevesinde evrensel ahlak yasasını açıklamaktadırlar.
Bazı düşünürlere göre ahlaki yasalar, nesnel olarak insanın dışında, ondan bağımsız bir biçimde vardır. Bu evrensel ahlak yasasını nesnel (objektif) temelde açıklamaktır. (Bu görüşü savunanlar evrensel ahlak yasasını bir doğa yasası gibi insandan bağımsız olarak kabul ederler.)
Bazı düşünürler ise ahlaki yasaların insanın doğasıyla ve koşullarıyla ilgili olduğunu ve varlığını insandan, onun öznel yaşamından aldığını savunan görüşler ileri sürerler. Bu da evrensel ahlak yasasını öznel (sübjektif) temelde açıklamaktır.
1- Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Öznel Temelde Açıklayanlar:
Bu görüş içerisinde sayabileceğimiz başlıca düşünürler: J. Bentham, J. S. Mill, H. Bergson dur.
Bentham ve Mill’e göre insan doğası gereği acıdan kaçınır, hazza yönelir ve mutlu olmak isteğindedir. Kişinin mutlu olabilmesi ise çevresindeki insanların mutlu olmasına bağlıdır. Bu nedenle olabildiğince çok insanın yararına olanın seçilmesi doğru bir eylemde bulunmaktır. Bu düşünürlere göre ahlaki yasa yalnız tek insan için değil, herkes için faydalı olanın istenmesiyle belirlenecektir.
Bergson’a göre ise doğru eylemin ölçütü sezgidir. İnsan kendisinde var olan sezgi gücü ile iyi ve kötü eylemleri ayırabilecektir. Bergson “kendi sezgine uygun olan davranışı seçki, herkes için doğru ve ahlaki olanı gerçekleştirmiş olasın” düşüncesiyle hareket etmektedir.
2- Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Nesnel (Objektif) Temelde Açıklayanlar:
Bu görüşü temsil eden başlıca düşünürler arasında Socrates, E. Kant, Platon (Eflatun), Farabi, Spinoza sayılabilir.
Socrates’e göre en yüksek iyi bilgidir. Onun ahlak anlayışının temelinde “bilgi erdemdir” iddiası bulunur. Platon’a göre iyi idesi iyi olan her şeyin iyi olmasını sağlayan şeydir. O halde bu dünyada gerçekleştirilen her iyi eylem ideler dünyasındaki iyi idesine uyduğu için iyidir. Bundan dolayı gerçek mutluluk idelerin bilgisine sahip olmaktır. Farabi’ye göre erdemlerin en üstünü bilgidir. İnsana en yüksek mutluluğu sağlayan bilgi ise tanrının bilgisidir. Spinoza’a göre doğa yasası ile evrensel ahlak yasası aynı şeydir. Doğa yasasını bilmek tanrıyı bilmektir. Spinoz’a için iyi doğa yasasına uyma, evrensel ahlak yasasına uyma, tanrıya ulaşma, erdemli olma, güçlü olma, kendini koruma duygusu hep aynı şeydir.
Ahlak anlayışına yeni bir bakış açısı kazandıran ünlü Alman filozofu Kant’tır. Kant ahlakın temeline ödev duygusunu yerleştirir. Ona göre ahlakta amaç mutluluk olamaz. Çünkü mutluluk çok değişken ve öznel bir terimdir. Ona göre bir eylem bir histen yada bir eğilimden dolayı değil de bir ödev duygusundan dolayı gerçekleştirilmişse ahlaki bir eylem olabilir. Kant bir eylemin ahlaki değerini sonucunda değil de eyleme karar verme aşamasında kabul etmektedir. ( İnsan her zaman için iyiyi istemelidir.)
SİYASET FELSEFESİ
Siyasal oluşumları ve kurumları ele alan felsefe disiplinidir. Siyasal kavramların ve siyaset teorilerinin eleştirel değerlendirmesini yapar. Ve siyasal açıdan olması gerekeni belirler.
Siyaset Felsefesinin Temel Kavramları: Devlet, halk, sivil toplum, hukuk, insan hakları, eşitlik, egemenlik, meşruiyet, iktidar, bürokrasi yasa v.b.
Siyaset Felsefesinin Temel Problemleri:
a-) İktidar kaynağını nereden alır?
b-) Meşruiyet ölçütü nedir?
c-) Egemenliğin kullanılış biçimleri nelerdir?
d-) Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?
e-) Birey toplum ve birey devlet ilişkisi nasıl olmalıdır?
a- İktidar Kaynağını Nerden Alır?:
Siyasi iktidar toplumu yönetme gücüdür. Siyasi iktidardan yoksun bir devlet düşünülemez. İktidar ne kadar toplumdaki insanlarla uyum içerisinde olursa o kadar sağlam bir devlet yapısı oluşur. Üç tür iktidardan bahsedilebilir.
1- Korunma Gereksinimi ve İktidar İlişkisi:İktidar kaynağını toplumun ve bireylerin korunma düşüncesinden alır. Platon, Aristoteles ve İbn-i Haldun başlıca temsilcileridir.
2- Dinsel İşlev Ve İktidar İlişkisi: İktidar kaynağını toplumda ki egemen dinden alır. Orta çağ Avrupa’sındaki iktidar anlayışı buna örnek gösterilebilir.
3- Ortak İstenç Ve İktidar İlişkisi: İktidar kaynağını toplumun beraber yaşama düşüncesinden alır. J.Locke, J.J. Rousseau, T. Hobbes önemli temsilcileridir.
b- Meşruiyetin Ölçütü Nedir?:
İktidar uygulamalarını doğal olarak yasal (meşru) saymak durumundadır. Bu meşruiyetini ise belirli temellere dayandırmak durumundadır.
Devlet ya yurttaşlarını ahlaki bakımdan geliştirerek ve olgunlaştırarak ya tanrısal bir kökene dayanarak, yada toplumun ortak iradesinin bir oluşumu olduğunu kabul ederek iktidarını meşrulaştırmak durumundadır.
c- Egemenliğin Kullanılış Biçimleri Nelerdir?:
Egemenlik devletin iktidar gücünü kullanmasıdır. Egemenliğin üç farklı biçimde kullanıldığını söyleyen Max. Weber olmuştur.
1- Geleneksel Egemenlik: Egemenliğin geleneklere dayandığı siyasi otorite biçimidir.
2- Karizmatik Egemenlik: Bu egemenlik anlayışında önderin olağan üstü nitelikler taşıdığına toplumu esenliğe götüreceğine inanılır. Örnek Atatürk.
3- Demokratik Hukuksal Egemenlik: Burada egemenliğin kaynağı kişiler ve zümreler değil halktır.
d- Bürokrasiden Vazgeçilebilir mi?:
Her hukuk devletinde devlet işlerinin yürütülmesi için kurulmuş kurumlar bireyleriyle uyumlu çalışması gereken bir örgütlenme oluştururlar. Bu oluşumu bürokratik bir örgütlenme olarak adlandırıyoruz.
J.S. Mill bürokrasinin yönetim kademelerinde kuralcılığın, katılığın, beceriksizliğin, yavaşlığın, gereksiz formalitenin simgesidir.
M.Weber ise bürokrasiyi modern toplumlar için son derece önemli görür. Ona göre örgütlenmenin en akıllıca yöntemi ve örneği bürokrasidir.
Siyaset Felsefesinin İki Ana Problemi:
Siyaset felsefesinin karmaşa, düzen, ütopya ilişkisiyle birey ve devlet ilişkisi olmak üzere iki önemli problemi vardır.
Karmaşa: İçinde bir düzenin olmadığı toplumsal bir durumu ifade etmek için kullanılan bir kavramdır.
Düzen: Bir toplumda bireyler ve gruplar arası ilişkilerin bir takım kurallara ve ilkelere göre düzenlenmesinden ortaya çıkan bir durumdur.
Ütopya: Filozoflar adalet, eşitlik ve özgürlük gibi bir takım ilkeleri temel alarak olması gereken bir ideal devlet tasarlarlar. Böyle bir devlet düzenine ütopya adı verilir.
Devlet siyaset felsefesi tarihinde hem doğal bir kurum, hem de yapma bir varlık olarak iki şekilde değerlendirilmiştir. Devleti doğal bir kurum olarak gören filozof Platon’dur. Ona göre devlet insana benzer. Bireyin bir devamıdır. Bu görüşte devlet insanın doğada var olması gibi doğal bir kurum olarak oluşmuştur.
Devleti yapma bir kurum olarak gören filozoflar ise J.J. Russo, T. Hobbes, v J. Locke tur. Bu filozoflara göre devlet insanın doğada var olmasından sonra insanlar arasında yapılan bir sözleşmeyle oluşturulmuş bir örgütlenmedir. Bu nedenle yapay bir kurumdur.
Birey Devlet İlişkisi:
Siyaset felsefesinin bu probleminde birey devlet için mi vardır yoksa devlet birey için var olan bir kurum mudur? Sorusuna yanıt aranmaktadır. Modern toplumlarda birey ve devlet ikisi birlikte var olan bir olgudur.
SANAT FELSEFESİ
İlk olarak A.G. Baumgarten tarafından kullanılmış olan estetik kavramı güzel üzerine düşünmek onun ne olduğunu açıklamak olarak anlaşılmaktadır. Güzelliğin felsefesi olarak anlaşılan estetik her alandaki doğadaki ve insanın yapmış olduğu eserlerdeki güzelliğe yönelir. Ancak estetik ve sanat felsefesi arasında bu noktada bir ayrım yapmak gerekir. Estetiğin yukarda belirtilen özelliklerine karşın sanat felsefesinin insanın meydana getirdiği eseleri ele alan sanata dair yaratmaların ve zevklerin anlamını inceleyen bir felsefe dalı olmasıdır.
Sanat felsefesinin temel kavram ve problemleri estetiğinde temel kavram ve problemleridir. Ancak sanat felsefesi sadece sanattaki güzellikle ilgilenir. Estetik ise hem doğadaki güzelle hem de sanattaki güzel ile ilgilendiğinden sanat felsefesinden daha geniş bir alana sahiptir.
Estetik ve Sanat Felsefesinin Problemleri:
Sanat nedir? Sanatçının ayırt edici özelliği nedir? Sanatçı neyi iletir? Güzel nedir? Güzellik onu algılayan özneden bağımsız bir değer midir? Bu problemlere verilen başlıca cevaplar şu şekildedir:
Sanat Kuramları:
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
10/12/2008 · Kategori: FELSEFE GRUBU DERSI
5- Pragmatizm ( Faydacılık ): Pragmatizm, hem bilginin alanı sınırları hem de ölçütü hakkında faydacı bir görüş içerir. Pragmatizmin önemli temsilcisi W. James bir önermenin doğru olduğunun biricik göstergesinin onun işe yaraması olduğunu söylemektedir. Ona göre teoriler, karşılaştığımız problemleri çözmek için kullandığımız araçlardır. Teorilerimizin doğru olup olmadığını pratikte işe yarayıp yaramaması belirler. Yani bilginin ölçütü faydasıdır. Diğer önemli temsilcisi J. Dewey doğruyu karşılaştığımız problemleri çözmemizde bir araç olarak tanımlar.
6- Fenomonoloji (Görüngü bilim): Fenomonolojinin kurucusu olan E. Husserl’e göre duyusal, deneysel olarak verilmiş olan her tek nesnenin bir özü bulunduğunu, bu özün ise yalnızca bilinçle, bir çeşit görüyle kavranabileceğini ileri sürer. Fenomonolojinin temel ilkesi bu özlere gitmek, bu özlerin bilgisini elde edebilmektir.
BİLİM FELSEFESİ
Bilimin yapısı , doğası, bilimsel kuramlarla gerçeklik arasındaki ilişkiyi ve bilimde yöntem problemini ele alır.
Felsefenin Bilimlere Yaklaşımı :
Bilimlerle ve onların gelişimi ile çok yakın ve organik ilişki içinde olan felsefe; tarihi gelişim süreci içinde ayrılıklar taşısa da bilme belli ortak bir bakış açısı içinde olmuştur. Bu açı onların gelişmesine , yöntem ve ilkeler açısından yardımcı olmak, bilimlerin kullandığı kavramların anlam içeriğini tartışmak ve belirlemek, bilimin vardığı sonuçların doğruluk değerlerini irdelemek ve bu sonuçlardan sonra tavrını gözden geçirip kendine yeni ufuklar açmaktır.
Bir dönem tümü kendi içinde yer alan bilimlerin tek tek felsefeyi terk edip kendi ayakları üzerinde varolmaya başlamasına da yine felsefenin içinden çıkan bilim adamları önayak olmuşlardır. Ancak bu doğal olarak bilimlerin bir süre daha şu ya da bu ölçüde metafiziğin etkisinde kalmasının da nedeni olmuştur.
Felsefenin bilimle ilişkisi pozitif bilimlerin felsefeden ayrılıp, kendi ayakları üstünde durmayı başardıkları 19 ve 20 yüzyılda çok daha netleşmiştir. Bu dönemden sonra felsefe bilim üzerine düşünüp, bilimlerin mantığını kurmaya daha çok zaman ayırmıştır. Bu nedenle de bilim ve mantıkla çok daha önceden de ilgilenmesine rağmen, felsefenin bilimle ilgili alt dalı olan BİLİM FELSEFESİ’NİN miladı bu yüzyıllar kabul edilir.
Bu dönemin en çok sözü edilen konusu da felsefenin kendisinin da metafizikten arınıp bilimsel olması gerekliliği olmuştur.
Pozitif Bilimsel Bilgilerin Özellikleri :
Seçicidir: Sınırları belli bir varlık alanını konu edinir ve bu sınırlar dışına kesinlikle çıkmaz.
Kuşkucudur: Yalnızca bilim dışı açıklamaları değil bilim çevrelerinin yaptığı açıklamalara bile kuşku ile yaklaşır.
Eleştiricidir: Özellikle de var olan bilimsel açıklamalara eleştirel bir tavırla yaklaşır.
Somuttur: Olgulara dayanır. Var olan gerçeklikleri inceler. Soyut konu ve kavramlarla uğraşmaz.
Nesneldir: Herkes için tek ve değişmezdir. Kişiye gruba veya başka ölçülere göre değişmez.
Evrenseldir: Nesnel olduğu içindir ki evrenin her yerinde aynı şekilde geçerlidir.
Kolektiftir: Tüm insanlığın ortak kültür malıdır.
Akılcıdır: Kendi içinde tutarlı akıl ve mantık ilkelerine uygun bilgilerdir.
Genelleyicidir: Tek tek olgulardan hareket eder ama genellemelere, genel yargılara ulaşır. Sınıflama yapar. Benzer olayları diğerlerinden ayırır.
Ölçülüdür: Matematiksel bir dil kullanır. Kesin ölçülerle, sayılarla ile açıklama yapar.
Deneysel ve uygulanabilirdir: Olgusal olduğu içindir ki deneylerle sınanabilirler. Hatta bilimsel bilgiler teknik aracılığı ile hayatın farklı alanlarında her türlü araç ve gerece dönüşürler.
Birikimli olarak ilerler, dinamiktir: Kuşkucu ve eleştirici tavrı bilime her dönem yeni ufuklar açarak onu dinamik bir alan haline getirir.
BİLİME FARKLI YAKLAŞIMLAR
Bilim felsefesinde bilimin ne olduğunu açıklayan iki farklı yaklaşım ortaya çıkmıştır.
1-)Ürün Olarak Bilim
Bu yaklaşıma göre bilimi anlamak için bilim adına ortaya konmuş ürünlere bakmak gerekir.R.Carnap, H.Reichenbach bu yaklaşımın önde gelen temsilcisidir.
Bu düşünürlere göre felsefi problemlerin kaynağında dil sorunları yatmaktaydı. H.Reichenbach da , felsefenin görevinin bilimin mantığını geliştirmek ve bilimsel önermelerin mantıksal çözümlemesini yapmak olduğunu öne sürer. R.Carnap ‘da dile ‘’söz- dizimi’’(sentaks) açısından bakar.Ona göre felsefe, dilin söz- dizimsel yapısını ortaya koymaktır. Bu yolla bilimsel önermelerin anlamı açığa kavuşturulacak ve doğrulama problemine bir çözüm bulunacaktır.
2-)Etkinlik Olarak Bilim
Bilimi ürün olarak ele alan bilim anlayışına karşı bir tepki olarak gelişmiştir.
T.Kuhn ‘’Bilimsel Devrimlerin Yapısı’’ adlı kitabında bu görüşü ortaya koyar: T.Kuhn bilimin hiçte sanıldığı gibi nesnel tavırlı , objektif bir bakış açısının ürünü olduğu söylenemez demektedir. Çünkü bilim, bilim adamlarının etkisi altındadır.Bilim tarihine bakıldığında bilim adamlarının bulundukları toplumlardaki kültürel yapıyı, inançları , önyargıları kendilerinde taşıdıklarını ve bilimsel çalışmalarına bunları yansıttıkları görülür. T.Kuhn göre bilim , birikimsel olarak ilerleyen değil , devrimlerle ilerleyen bir yapıya sahiptir.Bu devrimler ise paradigma adını verdiği kuramlar alanın da gerçekleşen devrimlerdir.
Paradigma: Bilimde bilim adamının dünyaya bakışını belirleyen , ona evreni açıklama olanağı veren model , kavramsal çerçeve yada ideal kuram
Yönlendirdiği bilim dalında , araştırmanın kurallarını ve standartlarını koyan , bu alan da çalışan bilim adamlarının problem çözme çabasını koordine eden ve yöneten kuram , kuramsal çerçeve.
Bilimsel Devrim
T.Kuhn ‘a göre bilimsel keşifler , paradigmanın bunalıma girmesiyle başlar. Bir paradigma evreni , açıklamada yetersiz kaldığında ve önüne çıkan problemleri çözme gücü azaldığında , bu paradigma terk edilir ve yerine yeni bir paradigma gelir. Bu da bilimsel devrim olarak nitelenir.
Bilime Klasik Görüş Açısından Bakış
-Bu görüş A.Comte ‘un pozitivizmiyle temsil edilir.(bilimi ürün olarak değerlendiren yaklaşımda bu görüşe dahildir)
-Bu görüşe göre bilimsel yöntem tek ve aynıdır.(deney ve gözlem)
-Bilim bir doğru boyunca ilerler.Bu bilimin birikimli olarak ilerlediğinin kabul edilmesidir.
-Bilim nesneldir. Çünkü bilim bizim dışımızdaki nesnel dünyayı konu alır.Bilim adamı da objektif bakış açısına sahip olmalıdır.
-Bütün bilimler temelde birleşir.
Klasik Görüşe Yapılan Eleştiri
-Bu eleştiriler T.Kuhn’un görüşleri olarak ortaya çıkar.
-Bilimin nesnel olduğu doğru değildir.Çünkü bilim adamları önyargı ve inançlarıyla dünyaya bakar.
-Bilim birikimli olarak ilerlemez . Bilimde devrimlerle ilerleme söz konusudur.
-Bilim temelde tek bir bilime indirgenemez. Gerçeğin farklı boyutlarını anacak farklı bilimler verebilir.
VARLIK ELSEFESİ (ONTOLOJİ)
Varlıkla ilgili olan , varlığı konu alan varlığın gerçekte ne olduğunu ortaya koymaya çalışan felsefe türüne verilen ad.
Gerek fiziksel , gerek zihinsel (veya ruhsal ) varlık türünden olsun varlığın en genel ve en temel özelliklerini soruşturan , felsefi inceleme alanına varlık felsefesi denir.
Metafizik- Ontoloji
Metafizik: Amacı varolanların gerçek doğasını belirlemek varolanların anlamını ,yapısını ve ilkelerini ortaya koymak olan felsefenin temel disiplini.
Ontoloji: Metafiziğin ,tek tek nesne ve olaylarla değil de ,genel olarak varlık problemiyle ilgili olan dalı; varlığı varlık olarak , varlık olmak bakımından ele alan bilim
Varlık Felsefesinin Temel Problemleri
1. Varlığı varolup olmadığı sorunu.
2. Varlık varsa bunun ne olduğunu sorunu
Varlığın Varolup Olmadığı sorunu
a-)Nihilizm:(Hiççilik)
Varlığın olmadığını savunan görüşlerin genel adı.Nihilizme göre gerçekte bir varlık yoktur.
Gorgias , TAOculuk
b-)Realizm(Gerçekçilik)
Varlığın gerçekten var olduğunu ileri süren , insandan bağımsız ve nesnel olarak bir dış dünyanın var olduğunu savuna görüş.
Varlığın Ne Olduğu Problemi
1-) Varlığı Oluş Olarak Kabul Edenler
Bu görüşü savunanlar , evrenin sürekli bir değişme ve gelişme içinde olduğunu savunurlar.Herakleitos, Whitehead bu görüşün başlıca temsilcileridir.
Herakleitos’a göre evrenin ilk unsuru ateştir her şey ondan çıkmış ve her şey ona dönecektir.Evrende her şey sürekli oluş halindedir.
Whitehead a göre de evren , sürekli , sonsuz bir oluş halinde , canlı ve dinamik bir varlığa sahiptir.
2-) Varlığı İde Olarak Kabul Edenler
Varlığın ide (düşünce) den oluştuğunu savunan, var olan her şeyi düşünceye bağlayan , insan düşüncesinden bağımsız bir nesneler dünyasının yada bir gerçekliğin varlığını yadsıyan yaklaşımdır. Bu yaklaşımın başlıca temsilcileri Platon, Aristo Farabi ve Hegel dir.
3-) Varlığı Madde Olarak Kabul Edenler
Varlık, maddi niteliktedir, maddenin dışında herhangi bir varlık yoktur diyen bu görüş felsefede materyalizm (maddecilik) olarak adlandırılır. Başlıca temsilcileri Demokritos, T.Hobes, La Metrie, K.Marx tır.
4-) Varlığı Hem Düşünce(ide) Hem Madde Olarak Kabul Edenler
Varlığın düşünce ve madde gibi iki cevherden meydana geldiğini savunan anlayışa düalist (ikici) anlayış denir.Düalizm, varlıkta daima iki prensibin varlığını kabul eder.
Başlıca temsilcisi R.Descartes tir.Descartes varlığı maddi cevher ve ruh cevheri dediği bir birine indirgenemez iki cevherle açıklamaktadır.Maddi cevherin özü yer kaplamaktır.Ruh un özü ise düşünmektir. Bundan hareketle Descartes , yer kaplayan cevher düşünemez, düşünen cevher ise yer kaplayamaz demektedir ve varlığı temelde iki özle açıkladığı için düalist bir anlayış sergilemektedir.
5-) Varlığı Fenomen Olarak Kabul Edenler
Fenomonoloji özlerin biline bileceğini savunan öğretidir.Öz fenomenin dolaysız, bir tür sezgiyle kavranabilen içeriğidir. Fenomonolojinin kurucusu E. Husser’dir.
AHLAK FELSEFESİ
Ahlak felsefesinin konusu insanının kişisel yada toplumsal yaşamdaki eylemleri ve bu eylemlerin dayandığı ilkelerdir.
Bireyin bir halkın, bir toplumsal sınıfın, bir çağın yaşamına egemen olan inanç ve tasarımlar topluluğuna ahlak (Moral) denir.
Ahlak Felsefesinin Temel Kavramları:
İyi, kötü, özgürlük, sorumluluk, erdem, vicdan, ahlak yasası, ahlaki karar, ahlaki eylem v.b. ahlak felsefesinin başlıca kavramlarıdır.
Ahlak Felsefesinin Temel Problemleri:
1- En yüksek iyi problemi: Temelde insan davranışlarının yöneldiği bir gaye,en yüksek iyi var mıdır?)
2- Doğru eylem problemi: İnsan davranışlarını temelde hangi ölçülere göre doğru olabileceği.
3- Özgürlük problemi:İnsanın yaptığı seçimlerde özgür olup olmadığı problemidir. Temelde iki görüşle şekillenir. İnsanın özgür olduğunu savunanlar; özgür olmadığını savunanlar.
4- Evrensel bir ahlak yasasının olup olmadığı problemi.
a-) Evrensel Ahlak Yasasının Olmadığını Savunanlar:
Haz Ahlakı (Hedonizm): Ahlaki eylemin amacını hazda gören ahlak felsefesine denir. Aristippos, Epiküros başlıca Haz Ahlakı temsilcileridir.
Faydacılık: Faydacılık ahlaki eylemi sonucuna göre değerlendiren bir anlayıştır. Ahlaki eylemin birinci amacı olarak faydayı gören bireyci bir felsefedir.
Bencilik (Egoizm): Bencilik (Egoizm) genel anlamıyla insanın tüm eylemlerinin “ben düşkünlüğü” ile belirlendiğini, bütün eylemlerinin kendini koruma iç güdüsünden ve ben sevgisinden kaynaklandığını ileri süren bir ahlak görüşüdür. Temsilcisi T. Hobbes dir.
Anarşizm (Baş Tanımazlık): İnsanların birey olmasını engelleyen her türlü otoriteye karşı çıkar. Devlet otoritesi gibi ahlak kuralları da insan özgürlüğünü kısıtlayan kurallardır. Anarşizme göre önemli olan tek şey bireyin hak ve özgürlükleridir. Başlıca temsilcileri Proudhon, Stirner,
F. Nietzsche (Nihilizm): Varolan görüşlere, değerlere, düzene karşı hiçbir ilke tanımayan bir anlayış taşır. Nietzsche ahlak dışı bir felsefe kurma girişiminde bulunur. Akıl yerine iradeyi, toplum yerine bireyi üstün tutar.
J. P. Sartre (Varoluşçuluk): Sartre’nin ahlak görüşü “varoluş özden önce gelir” önermesini eksen alır. İnsan diğer varlıklardan farklı olarak özü gerçekleşmemiş bir varlıktır. İnsan özgürce seçimleriyle kendi kendisini gerçekleştirecek, özünü oluşturacak varlıktır. (İnsan ne isterse o olur.)
b-) Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Kabul Edenler:
Bu görüşü benimseyen düşünürler, iki temel görüş çerçevesinde evrensel ahlak yasasını açıklamaktadırlar.
Bazı düşünürlere göre ahlaki yasalar, nesnel olarak insanın dışında, ondan bağımsız bir biçimde vardır. Bu evrensel ahlak yasasını nesnel (objektif) temelde açıklamaktır. (Bu görüşü savunanlar evrensel ahlak yasasını bir doğa yasası gibi insandan bağımsız olarak kabul ederler.)
Bazı düşünürler ise ahlaki yasaların insanın doğasıyla ve koşullarıyla ilgili olduğunu ve varlığını insandan, onun öznel yaşamından aldığını savunan görüşler ileri sürerler. Bu da evrensel ahlak yasasını öznel (sübjektif) temelde açıklamaktır.
1- Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Öznel Temelde Açıklayanlar:
Bu görüş içerisinde sayabileceğimiz başlıca düşünürler: J. Bentham, J. S. Mill, H. Bergson dur.
Bentham ve Mill’e göre insan doğası gereği acıdan kaçınır, hazza yönelir ve mutlu olmak isteğindedir. Kişinin mutlu olabilmesi ise çevresindeki insanların mutlu olmasına bağlıdır. Bu nedenle olabildiğince çok insanın yararına olanın seçilmesi doğru bir eylemde bulunmaktır. Bu düşünürlere göre ahlaki yasa yalnız tek insan için değil, herkes için faydalı olanın istenmesiyle belirlenecektir.
Bergson’a göre ise doğru eylemin ölçütü sezgidir. İnsan kendisinde var olan sezgi gücü ile iyi ve kötü eylemleri ayırabilecektir. Bergson “kendi sezgine uygun olan davranışı seçki, herkes için doğru ve ahlaki olanı gerçekleştirmiş olasın” düşüncesiyle hareket etmektedir.
2- Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Nesnel (Objektif) Temelde Açıklayanlar:
Bu görüşü temsil eden başlıca düşünürler arasında Socrates, E. Kant, Platon (Eflatun), Farabi, Spinoza sayılabilir.
Socrates’e göre en yüksek iyi bilgidir. Onun ahlak anlayışının temelinde “bilgi erdemdir” iddiası bulunur. Platon’a göre iyi idesi iyi olan her şeyin iyi olmasını sağlayan şeydir. O halde bu dünyada gerçekleştirilen her iyi eylem ideler dünyasındaki iyi idesine uyduğu için iyidir. Bundan dolayı gerçek mutluluk idelerin bilgisine sahip olmaktır. Farabi’ye göre erdemlerin en üstünü bilgidir. İnsana en yüksek mutluluğu sağlayan bilgi ise tanrının bilgisidir. Spinoza’a göre doğa yasası ile evrensel ahlak yasası aynı şeydir. Doğa yasasını bilmek tanrıyı bilmektir. Spinoz’a için iyi doğa yasasına uyma, evrensel ahlak yasasına uyma, tanrıya ulaşma, erdemli olma, güçlü olma, kendini koruma duygusu hep aynı şeydir.
Ahlak anlayışına yeni bir bakış açısı kazandıran ünlü Alman filozofu Kant’tır. Kant ahlakın temeline ödev duygusunu yerleştirir. Ona göre ahlakta amaç mutluluk olamaz. Çünkü mutluluk çok değişken ve öznel bir terimdir. Ona göre bir eylem bir histen yada bir eğilimden dolayı değil de bir ödev duygusundan dolayı gerçekleştirilmişse ahlaki bir eylem olabilir. Kant bir eylemin ahlaki değerini sonucunda değil de eyleme karar verme aşamasında kabul etmektedir. ( İnsan her zaman için iyiyi istemelidir.)
SİYASET FELSEFESİ
Siyasal oluşumları ve kurumları ele alan felsefe disiplinidir. Siyasal kavramların ve siyaset teorilerinin eleştirel değerlendirmesini yapar. Ve siyasal açıdan olması gerekeni belirler.
Siyaset Felsefesinin Temel Kavramları: Devlet, halk, sivil toplum, hukuk, insan hakları, eşitlik, egemenlik, meşruiyet, iktidar, bürokrasi yasa v.b.
Siyaset Felsefesinin Temel Problemleri:
a-) İktidar kaynağını nereden alır?
b-) Meşruiyet ölçütü nedir?
c-) Egemenliğin kullanılış biçimleri nelerdir?
d-) Bürokrasiden vazgeçilebilir mi?
e-) Birey toplum ve birey devlet ilişkisi nasıl olmalıdır?
a- İktidar Kaynağını Nerden Alır?:
Siyasi iktidar toplumu yönetme gücüdür. Siyasi iktidardan yoksun bir devlet düşünülemez. İktidar ne kadar toplumdaki insanlarla uyum içerisinde olursa o kadar sağlam bir devlet yapısı oluşur. Üç tür iktidardan bahsedilebilir.
1- Korunma Gereksinimi ve İktidar İlişkisi:İktidar kaynağını toplumun ve bireylerin korunma düşüncesinden alır. Platon, Aristoteles ve İbn-i Haldun başlıca temsilcileridir.
2- Dinsel İşlev Ve İktidar İlişkisi: İktidar kaynağını toplumda ki egemen dinden alır. Orta çağ Avrupa’sındaki iktidar anlayışı buna örnek gösterilebilir.
3- Ortak İstenç Ve İktidar İlişkisi: İktidar kaynağını toplumun beraber yaşama düşüncesinden alır. J.Locke, J.J. Rousseau, T. Hobbes önemli temsilcileridir.
b- Meşruiyetin Ölçütü Nedir?:
İktidar uygulamalarını doğal olarak yasal (meşru) saymak durumundadır. Bu meşruiyetini ise belirli temellere dayandırmak durumundadır.
Devlet ya yurttaşlarını ahlaki bakımdan geliştirerek ve olgunlaştırarak ya tanrısal bir kökene dayanarak, yada toplumun ortak iradesinin bir oluşumu olduğunu kabul ederek iktidarını meşrulaştırmak durumundadır.
c- Egemenliğin Kullanılış Biçimleri Nelerdir?:
Egemenlik devletin iktidar gücünü kullanmasıdır. Egemenliğin üç farklı biçimde kullanıldığını söyleyen Max. Weber olmuştur.
1- Geleneksel Egemenlik: Egemenliğin geleneklere dayandığı siyasi otorite biçimidir.
2- Karizmatik Egemenlik: Bu egemenlik anlayışında önderin olağan üstü nitelikler taşıdığına toplumu esenliğe götüreceğine inanılır. Örnek Atatürk.
3- Demokratik Hukuksal Egemenlik: Burada egemenliğin kaynağı kişiler ve zümreler değil halktır.
d- Bürokrasiden Vazgeçilebilir mi?:
Her hukuk devletinde devlet işlerinin yürütülmesi için kurulmuş kurumlar bireyleriyle uyumlu çalışması gereken bir örgütlenme oluştururlar. Bu oluşumu bürokratik bir örgütlenme olarak adlandırıyoruz.
J.S. Mill bürokrasinin yönetim kademelerinde kuralcılığın, katılığın, beceriksizliğin, yavaşlığın, gereksiz formalitenin simgesidir.
M.Weber ise bürokrasiyi modern toplumlar için son derece önemli görür. Ona göre örgütlenmenin en akıllıca yöntemi ve örneği bürokrasidir.
Siyaset Felsefesinin İki Ana Problemi:
Siyaset felsefesinin karmaşa, düzen, ütopya ilişkisiyle birey ve devlet ilişkisi olmak üzere iki önemli problemi vardır.
Karmaşa: İçinde bir düzenin olmadığı toplumsal bir durumu ifade etmek için kullanılan bir kavramdır.
Düzen: Bir toplumda bireyler ve gruplar arası ilişkilerin bir takım kurallara ve ilkelere göre düzenlenmesinden ortaya çıkan bir durumdur.
Ütopya: Filozoflar adalet, eşitlik ve özgürlük gibi bir takım ilkeleri temel alarak olması gereken bir ideal devlet tasarlarlar. Böyle bir devlet düzenine ütopya adı verilir.
Devlet siyaset felsefesi tarihinde hem doğal bir kurum, hem de yapma bir varlık olarak iki şekilde değerlendirilmiştir. Devleti doğal bir kurum olarak gören filozof Platon’dur. Ona göre devlet insana benzer. Bireyin bir devamıdır. Bu görüşte devlet insanın doğada var olması gibi doğal bir kurum olarak oluşmuştur.
Devleti yapma bir kurum olarak gören filozoflar ise J.J. Russo, T. Hobbes, v J. Locke tur. Bu filozoflara göre devlet insanın doğada var olmasından sonra insanlar arasında yapılan bir sözleşmeyle oluşturulmuş bir örgütlenmedir. Bu nedenle yapay bir kurumdur.
Birey Devlet İlişkisi:
Siyaset felsefesinin bu probleminde birey devlet için mi vardır yoksa devlet birey için var olan bir kurum mudur? Sorusuna yanıt aranmaktadır. Modern toplumlarda birey ve devlet ikisi birlikte var olan bir olgudur.
SANAT FELSEFESİ
İlk olarak A.G. Baumgarten tarafından kullanılmış olan estetik kavramı güzel üzerine düşünmek onun ne olduğunu açıklamak olarak anlaşılmaktadır. Güzelliğin felsefesi olarak anlaşılan estetik her alandaki doğadaki ve insanın yapmış olduğu eserlerdeki güzelliğe yönelir. Ancak estetik ve sanat felsefesi arasında bu noktada bir ayrım yapmak gerekir. Estetiğin yukarda belirtilen özelliklerine karşın sanat felsefesinin insanın meydana getirdiği eseleri ele alan sanata dair yaratmaların ve zevklerin anlamını inceleyen bir felsefe dalı olmasıdır.
Sanat felsefesinin temel kavram ve problemleri estetiğinde temel kavram ve problemleridir. Ancak sanat felsefesi sadece sanattaki güzellikle ilgilenir. Estetik ise hem doğadaki güzelle hem de sanattaki güzel ile ilgilendiğinden sanat felsefesinden daha geniş bir alana sahiptir.
Estetik ve Sanat Felsefesinin Problemleri:
Sanat nedir? Sanatçının ayırt edici özelliği nedir? Sanatçı neyi iletir? Güzel nedir? Güzellik onu algılayan özneden bağımsız bir değer midir? Bu problemlere verilen başlıca cevaplar şu şekildedir:
Sanat Kuramları:
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::