11/1/2009 · Kategori: ATATURK

ATATÜRK’ÜN DİN ANLAYIŞI ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER

 

Mehmet Emin BAYAR

Diyanet İşleri Başkanlığı

Teftiş Kurulu Başkanı

 

            Din, evrensel bir olgudur. Din, insanla beraber var olmuş ve insanla birlikte  varlığını  sürdürecektir.  Tarihin  hiçbir  devresinde  dinsiz  bir cemiyetin ve dini  yok sayan  hiçbir devletin var olduğu  görülmemiştir. Çünkü  insan,  maddi tarafı yanında  manevi tarafı da olan  bir varlıktır. İnsanın manevi ihtiyaçlarını karşılayan olguların en başta geleni dindir.

 

            Din,  fertleri  mukaddes  duygu,  ortak  şuur  ve  vicdan etrafında birleştiren bir amil olduğu gibi, toplumları yükselten onların gelişmesini sağlayan  bir kurumdur.  Din, ahlaki bir müessese olarak insanlara yön veren ve kişiyi içten kuşatan, kucaklayan bir disiplindir.  Din anarşinin, haksızlığın, adaletsizliğin, kötülüğün, zulmün, şiddetin, terörün, cehaletin, rüşvetin düşmanıdır. Dini duyguları zayıflamış, manen çökmüş toplumların varlıklarını devam ettirebilmeleri oldukça güçtür.

 

            İnsan sosyal bir varlık olmakla birlikte onun bir de iç dünyası vardır, Yalnızlık, çaresizlik, korkular, kederler, hastalıklar, kayıplar, musibet ve felaketler karşısında ona ümit, teselli ve güven sağlayan en son sığınak din olmuştur. Bugün artık dünyada dine dönüş olayı yaşanmaktadır. Dinin yeniden itibar kazanmasında, bir asırdan beri bilgi ve tefekkürün artması, aydınların konuya ilgi göstermesi ve geçmişte olduğu gibi sosyal, siyasi ve milletlerarası  olaylar  üzerinde  dinin  belirleyici  gücünün  fark  edilmesi etkileyici olmuştur.

 

            Tarih boyunca milletimiz için güç ve moral kaynağı olan İslam dini, kültürümüzde  derin  izler bırakmış,  kalkınma  hamleleri  huzur,  saadet, birlik, beraberlik, düzen ve intizamın ana kaynağı olmuştur. Bundan dolayı Türk devletleri  içinde din  hizmetlerini  organize eden  kurumlar,  devlet mekanizması içinde yer almış ve bu müesseselere önemli fonksiyonlar yüklenmiştir

 

Bilindiği üzere Mustafa Kemal Atatürk'ü n modern Türkiye'nin inşasında ayrı ve müstesna bir yeri bulunmaktadır. Atatürk, modern Türk devletini,  önündeki  bütün  düşünsel  ve  pratik  problemleri  büyük  bir ustalıkla ve ileri görüşlülükle çözerek kurmuştur. O, bir taraftan İslami değerleri  devlete temel  yaparken,  diğer taraftan  çağdaş  medeniyetler seviyesine ulaşabilmek için köklü reformlara girişerek devlet kurumlarını re-organize  etmiştir.  Bunu  yaparken  milli  ve  manevi  mirası  asla reddetmemiş, bilakis bu değerleri Batı dünyasını yakalama gayretine ivme kazandıran bir unsur olarak telakki etmiştir.

Halkçı  bir  önder  olan  Atatürk,  Türk  toplumunu  çağdaş  uygarlık istikametine doğru dönüştürmek için giriştiği inkılaplarında öncelikli olarak Türk   milletinin  köklü  manevi  değerlerine  dayanmıştır.  Onun  belirgin olarak göze çarpan başarısı, dini doğru bir şekilde anlaması ve ondan ülkenin  dirilmesi  ve  kalkınması   için  hakkıyla  yararlanmasıdır.  Nutku, söylev  ve  demeçlerine  baktığımızda  sürekli  olarak  İslamiyet'e  ait kavramlara demeçlerine  baktığımızda  sürekli atıfta  bulunduğunu  görmekteyiz. bir Konuşmalarında Kur'an ait ayetlerine referansta bulunmuş, Hz. Muhammed'in hadislerini zikretmiş ve İslam'ın çeşitli meseleleri ile ilgili bakışını  belirtmiştir.

 

Bu  konuşmalardan,  Atatürk'ün  dinine  bağlı  bir  lider,  İslamiyet hakkında  geniş  ve  zengin  bilgisi  olan  bir  kimse  olduğunu  anlıyoruz. Konuşmaları  dikkatlice  tahlil  edildiğinde,  onun  din  anlayışının  çağının mevcut birikiminin çok ötesinde olduğunu görüyoruz. Dini taassubun çok yaygın olduğu, din adına softaların  halk üzerinde tesir ve nüfuz elde ettikleri, Osmanlı'dan kalma medrese geleneğinin hala direnç gücüne sahip olduğu bir dönemde aşağıda tafsilatıyla vermeye çalışacağımız fikirleriyle Atatürk,  din  alanında  da  çağdaş  görüşlere  sahip  olduğunu  ortaya koymuştur. Çünkü onun 1920 lerin koşullarında söyledikleri aradan bunca yıl geçtikten sonra  bugün  ülkemizin  ilahiyatçılarının  birçoğu tarafından İslam'ın sahih yorumu olarak ileri sürülmektedir.

 

Konuyu daha fazla uzatmadan burada Atatürk'ün din konusunda dile getirmiş olduğu ve muhtelif kaynaklarda yer verilen  sözlerinden tespit edebildiklerimizi  burada zikretmek yerinde olacaktır:

 

"Türk    milleti   dindar   olmalıdır   yani,   bütün sadeliğiyle  dindar  olmalıdır  demek  istiyorum.   Bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum... Din şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiııa etmiyor. "

 

"Bizim dinimiz en tabi ve makul dindir ve ancak bundan  dolayıdır ki son  din olmu~tur.  Bir dine  tabü olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. "1

           

"Ey Arkadaşlar!  Tanrı  birdir,  büyüktür- Adalet-i ilahiye,   O'nun  tecellilerine  bakarak  diyebiliriz  ki, insanlar iki sınıfta, iki devrede mütalaa olunabilir, ilk devir  insanlığın  çocukluk  ve  gençlik  deııridir.  İkinci devir, insanlığın kemal devridir. "

 

"Ey millet! Allah  birdir,  şânı,  büyüktür.  Allah'ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini  hakikatleri  tebliğe  memur  ve  resul  olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kur'ani azimuşsândaki  nusustur.  İnsanlara  feyz  ruhu  vermiş olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. Eğer akli mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ııe tabi kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi.  Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Haktır. "2

 

"Din,  bir  ııicdan  meselesidir.  Herkes  ııicdanın emrine uymakta serbesttir.  Biz dine saygı gösteririz. Dü~ünce  ve  tefekküre  karşı  değiliz.  Biz  sadece  din i~lerini,  millet  ve  devlet  i~leriyle  karıştırmamaya çalışıyoruz, kasta ve füle dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat ııermeyeceğiz. "3

 

Din  ııardır  ııe  lazımdır,  Temeli  çok  sağlam  bir dinimiz var malzemesi iyi.  Fakat bina uzun asırlardır ihmale  uğramış.  Harçlar döküldükçe  yeni harç  yapıp binayı  takııiye  etmek  lüzumu  hissedilmemi~.  Aksine olarak birçok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler gibi) binayı fazla hırpalamış, Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez, Ancak zamanla çatlaklar derinleşerek ve  sağlam  temeller  üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır, "4

 

 

"Efendiler.." Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek danışmak için  yapılmıştır.  Millet işlerinde  her kişinin zihninin  başlı  başına  çalışması  lazımdır.  İşte  biz de burada din ve dünya için geleceğimiz ve istiklalimiz için ııe en çok milli egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana  koyalım,  Ben  yalnız  kendi  düşüncelerimi söylemek   istemiyorum,   Hepinizin   düşündüklerini anlamak istiyorum. Milli ülküler milli irade yalnız şahsın düşünmesinden değil tüm millet fertlerinin ülkülerinin toplamıyla yaratılır... " "Milletimiz dil ve din gibi kuııvetli iki  hazineye  sahiptir.  Bu  faziletleri  hiç  bir  kuııvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamayacaktır ve alamaz. "5

 

"Bizim dinimiz hiçbir ııakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir, Allah'ın emrettiği şeyi, kadın   ve   erkek   beraber  olarak   ilim   ve   kültür edinmeleridir, Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ııe nerede olursa  oraya gitmek ııe onunla  dolu olma zorundadır. Îslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim, kültür ııe   diğer   hususlarda   erkeklerden   katiyen   geri kalmamışlardır, Belki daha ileriye gitmişlerdir,

 

"Minberlerin  halkın  anlayacağı  bir  dille  ruh  ve dimağa hitab olunmakla İslam ehlinin ııücudu canlanır, iman  kuvvetlenir,  kalbi  cesaret  bulur.  Fakat  buna nazaran  hatiplerin  haiz  olmaları  lazım  gelen  özellik yetenek ııe dünyanın gidişini bilmeleri çok önemlidir. "

 

Bizde ruhbanlık yoktur, Hepimiz eşitiz ve dinimizin ahkamını  eşit  olarak  öğrenmeliyiz,  Her  fert  dinini, diyanetini,  imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır, orası da mekteptir, 6,

 

"Bu   başarının,   kutsal topraklarımızı düşman istilasından büsbütün olarak kurtaracak olan kesin zaferin hayırlı bir başlangıcı olmasını Tanrının lütfundan dilerim.”

 

          "Biz ne Bolşevik'iz, ne de Komünist: Ne biri, ne diğeri olamayız, Türkler milliyetperııer ve dinlerine hürmetkar bir millettir, Bizim hükümet şeklimiz tam bir Demokrat Hükümetidir. "'

 

Zikrettiğimiz bu alıntılar dikkatlice tahlil edildiğinde Atatürk'ün zihninde,

 

1. Dini toplumlar için bir değer kabul ettiği, bu değerden yoksun toplumların varlıklarını uzun süre devam ettiremeyecekleri,

2. İslam dini, insan tabiatına uygun hükümleri ihtiva ettiğini, onda mündemiç tabii  kuralların  keşfi  için  de  gerçek din  alimlerine

 

ihtiyacın olduğu,

3.  İlahi ve tabii kanunlar arasında herhangi bir tezadın bulunmadığı, 4. Dinin  esasının değişmez özelliğe sahip olduğu,  bunun dışında sosyal hayatı tanzim eden tali kuralların zaman ve mekandaki farklılaşmaya uygun olarak değişebileceği,

5. Doğru yorumlandığı takdirde dinin ilerlemeye mani olmadığı,

 

Şeklinde düşüncelerin yerleşmiş olduğu sonucuna varılmaktadır.

 

Atatürk'ün, İslamiyet'in yüzyıllar boyu oluşan mevzi ve kişisel yorum ve ayrıntılarından ziyade, dinin başlangıçtaki durumuna ve temel ilkelerine ve kısacası ed-din kavramına önem vermiş olması önem arz etmektedir. Ayrıca mezkur ifadeler, ifade sahibinin dinle ilgili gerçekleri tüm çıplaklığı ile bildiğine gayet güzel delil teşkil etmektedir.

 

Atatürk hiçbir zaman dine karşı olmamıştır. Onun mücadele ettiği, din  maskesi  altında  insanların  sömürülmesi,  dini  kullanarak  kendine makam, mevki ve çıkar sağlayarak dini yozlaştıranlardır. Onun gerçek anlamdan neden şikayetçi olduğu hususu, 16 Mart 1923'te Adana'da Türk Ocağında esnaf ve sanatkarlarla yaptığı konuşmasında ortaya çıkmaktadır:

 

"Bizi yanlış yola sevk eden habisler, bilirsiniz ki, büyük ölçüde din perdesine bürünmüşler saf ve nezih halkımızı  hep  şeriat  sözleriyle  aldata  gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. Görürsünüz ki,  milleti mahveden,  esir eden,  harap eden  fenalıklar  hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir. Onlar her   türlü   hareketi   dinle   karıştırdılar.   Halbuki, elhamdülillah,  hepimiz  müslümanız,  hepimiz  dindarız. Artık bizim dinin icabını öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın babalarımızın  kucaklarında  verdikleri  dersler,  bize dinimizin esaslarını anlatmaya kafidirler. Buna rağmen hafta tatili, dine mugayirdir gibi hayırlı, ve akla, dine muvafık meseleler hakkında, sizi iğfal ve idlale çalışan habislere iltifat etmeyin.  Milletimizin  içinde hakiki ve ciddi  ulema  vardır.   Milletimiz  bu  gibi  ulema  ile müftehirdir.  Onlar  milletin  emniyetine  ve  ümmetin itimadına mazhardırlar. Bu gibi ulemaya gidin: Bu efendi bize böyle diyor, siz ne diyorsunuz deyiniz. Fakat suret-i umûmiyede buna da ihtiyaç yoktur.

 

Bilhassa  bizim  dinimiz  için  herkesin  elinde  bir miyar vardır. Bu miyarla hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz"8

 

Bu  sözlerden,  Atatürk'ün  dar  çerçeveli   din   anlayışına,  din sömürücülüğüne,  taassuba  ve  yobazlığa  karşı  tavır  aldığı,  ulusumuzu bunlara  karşı  uyanık  tutmak  istediği  açık  ve  seçik  bir  şekilde bunlara  karşı anlaşılmaktadır.

 

Bunun  yanısıra Atatürk'ün  dinin  pratiklerini  yerine getirmeye de karşı olmadığı, görevini aksatmamak kaydıyla herkesin dini vecibelerini dilediği  gibi  yerine  getirebileceğini  istediği  anlaşılmaktadır:  Bir  gün Atatürk'ün yakın arkadaşı  Necip Ali  kendisine,  müşterek dostları  Münir Hayri Egeli'nin namaz kıldığını söyler. Münir beyi sevmeyenler bu durum karşısında kovulacağını düşünürler. Ancak Atatürk onlara:   "Batmak üzere olan bir gemide bulunsanız, herhalde "Yetiş Ya Gazi! demez, Allah dersiniz. Bundan daha tabii ne olabilir", der ve Münir beye de dönerek: "Dünyadaki işlerine zarar vermemek şartıyla namazını kıl, heykel yap, resim de" cevabını verir.9

Atatürk'ün  dine  yaklaşımını  doğru  anlayabilmek  için  onun  irtica kavramına  hangi  anlamları  yüklediği  konusunun  bilinmesine  ihtiyaç bulunmaktadır. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi, Atatürk dinin ilerlemeye mani bir unsur olmadığı, bilakis insanları içten kuşatan ve onları manen motive ederek ilerlemenin temel güdüsünü teşkil ettiği kanaatindedir.

 

Atatürk irticaı, din karşıtlığı değil, inkılap karşıtlığı olarak algılamaktadır. Bir söylevinde;

 

"İnkılabımızın umde-i asliyesi Türkiye Cumhuriyeti halkının tamamen  "asri" ııe bütün mana ııe eŞkaliyle medeni  bir  heyeti  ictimaiyye  haline  isal  etmektir. (Söyleıı  ve  Demeçler)  "Efendiler,  hayatın  felsefesi, tarihin garip tecellisi şudur ki, her iyi, her güzel, her nâfi şey karşısında, onu imha edecek bir kuııvet belirir, Bizim lisanımızda buna irtica denir. (İzmir Halkı ile Konuşma, Ankara,  1982,  s.  109).  "Milleti  teceddüt  vadisinde durdurmaya  çalışmak  için  irticâkar  fikirler  perverde edenler  muayyen  bir  sınıfa  istinad  edebileceklerini zannediyorlar.  Bu  katiyen  bir  vehimdir,  bir  zandır" demektedir (Söylev ve Demeçler).

 

Atatürk aynı zamanda milli egemenlik ilkesine karşı çıkışı da irtica olarak değerlendirmektedir:

 

"Unutulmamalıdır  ki,  milletin  hakimiyetini  bir ~ahısta yahut mahdud şahısların elinde bulundurmakla menfaat bekleyen  cahil  ve gafil  insanlar vardır...  Bu gibilere  mürteci  ııe  hareketlerine  de  irtica  derler. Katiyetle  söylerim  ki,  hakimiyet-i  milliyemizin  her zerresini şu veya bu suretle takyid etmek isteyenler en koyu mürtecidirler (Söylev ve Demeçler).

 

Bunun yanısıra Atatürk din ve devlet işlerini birbirinden ayrılmasına karşı çıkanları da mürteci olarak nitelendirmektedir:

 

"Din,  bir  ııicdan  meselesidir.  Herkes  ııicdanın emrine  uymakla serbesttir.  Biz dine saygı gösteririz. Düşünce  ve  tefekküre  karşı  değiliz.  Biz  sadece  din işlerini millet ııe deıılet işlerine karıştırmamaya çalışıyor, kasda  ııe  füle  dayanan  taassupkarâne  hareketlerden sakınıyoruz.   Mürtecilere  asla   fırsat  vermeyeceğiz" (Söylev ve Demeçler).

 

Bu söylediklerinden anlaşıldığına göre Atatürk irticaı; ülkenin ihtiyacı olan   iyi,  güzel  ve  yararlı  şeyleri  almak  suretiyle  yenileşme  yolunda yürümemizi engelleyen, milli egemenlik ilkesine karşı çıkarak saltanat ve hilafetin geri gelmesini istemek, din istismarcılığı yaparak din işleri  ile devlet  işlerini  birbirinden  ayırma  projesine  karşı  tavır  sergilemek  ve bundan politik çıkar ummak biçiminde kendini gösteren her türlü fiil ve davranışın adı olarak algıladığı sonucuna varmak mümkündür.'°

 

İslâm tarihine baktığımızda dinde politik çıkar, ya da  maddî kazanç sağlamak isteyenler daima toplumların inançlarını sömürdükleri, ayrıca, kara cehalet içerisinde bırakılan halkın, gerçek din ilkelerinden gittikçe uzaklaştırıldıklarına  şahit  olmaktayız. taassubun  da  doğurduğu  menfi sonuçlara dair tarihi  belgeler ortadadır.  Örnek verecek olursak:  1831 yılında veba gibi korkunç ve öldürücü bir hastalık Türkiye'nin sınırlarına dayanmıştır. Osmanlı Hükümeti, bu öldürücü salgın hastalığa karşı halkı korumak  için  gemilerin  karantina  altına  alınmasına  karar  verir.  Fakat toplumda etkili ve belli bir gücü bulunan tutucu kimlikli kimseler: "Bu bidattır; karantina denilen şey Frenk âdetidir. Ehl-i Islam  dininde buna riayet asla caiz değildir" diye baş kaldırmışlardır. Devlet; sağlık, akıl, şeriat yollarının   hepsine   başvurduğu   halde   "İstemeyiz"   gürültüsünü bastıramamıştır.    Bu   yüzden   tam   7   yıl   vapurlara   karantina uygulanamamıştır.  Tutucular karantinaya karşı direnişini sürdürdükleri için hükumet 1838 yılında Takvim-i vekai gazetesinde "edille-i şeri'ye ve Akliye" yani Şer'i ve Akli Deliller başlıklı bir yazı yayınlatmak durumunda kalmıştır.11

 

          Hülasa, yukarıda anlatılanlar Atatürk'ün dindar ve sağlıklı bir din anlayışına sahip olduğunu açık bir Şekilde gözler önüne sermektedir. Hal böyle  iken  bazı  kesimlerce  ortaya  atılan “Atatürk'ün  yeni  Türkiye'yi kurarken ve inkılaplarını yaparken İslam dini hakkındaki tümüyle olumlu sözlerinin,   Cumhuriyet   rejiminin   kurulmasında   ve   inkılapların yapılmasında,  karşılaşılabilecek  kitle  engelini  yumuşatmak  amacıyla söylenmiş  olduğu"  şeklinde  fikirleri,  kabul  etmek  mümkün  değildir, Bunların  tümüyle  hayal  mahsulü  ve  maksatlı  olduğu  açıktır.  Çünkü Atatürk'ün bir din aliminin ki kadar doğru dinle ilgili bu sözleri, ancak samimi bir dindar ve gerçek bir yurtsever ve halkçı kimseden sad

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

23/12/2008 · Kategori: ATATURK

Franklin D. Roosevelt (Amerika Birleşik Devletleri Başkanı)  : GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK EN BÜYÜK DEVLET ADAMI

Mustafa Kemal hakkındaki bilgiyi O'nu çok iyi tanıyan birisinden edindim. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'nin Dışişleri Bakanı Litvinof la görüşürken, onun fikrince bütün Avrupa'nın en değerli ve ilgi çekici devlet adamının bugün Avrupa'da yaşamadığını, Boğazların gerisinde, Ankara'da yaşadığını, bunun Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olduğunu söyledi.

 

D. Lloyd George (İngiltere Başbakanı) : YÜZYILIMIZIN DAHİSİ 

Yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi çağımızda Türk milletine nasip oldu. (1922)

 

Winston Churchill (İngiltere Başbakanı) : ATA'NIN ÖLÜMÜ BÜYÜK KAYIPTIR

Savaşta Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk ulusunu yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de en büyük kayıptır. Her sınıf halkın O'nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahramana ve modern Türkiye'nin Ata'sına layık bir tezahürden başka bir şey değildir.

 

V. İliç Lenin (Rus ihtilali lideri) : YÜKSEK ANLAYIŞLI ÖNDER

Mustafa Kemal sosyalist değildi. Fakat görülüyor ki iyi bir teşkilatçı, yüksek anlayışlı, ilerici, iyi düşünceli ve akıllı bir önderdir. 0, soygunculara karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına ve Sultanı da yaranıyla birlikte alt edeceğine inanıyorum. (1921)

 

Edouard Herriot (Fransa eski Başbakanı) :  O'NA NASIL HAYRAN OLMAYAYIM?

— Paşa, size nasıl hayran olmayayım? Ben Fransa'da laik bir hükümet kurmuştum. Bu hükümeti Papa'nın Paris'teki temsilcisinin yardımı ile papazlar devirdi. Sizse bir Halife'yi kovdunuz ve gerçek anlamıyla laik bir devlet kurdunuz. Siz, bu taassup içinde laikliği bu topluma nasıl kabul ettirdiniz? Dehanızın büyük eseri laik bir Türkiye yaratmak olmuştur. (1933)

 

Eleftherios Venizelos (Yunanistan Başbakanı) : TÜRKİYE ÖVÜNEBİLİR

Bir ulusun hayatında bu kadar az sürede bu denli kökten değişiklik pek seyrek gerçekleşir... Bu olağanüstü işleri yapanlar, hiç kuşkusuz kelimenin tam anlamıyla büyük adam niteliğine hak kazanmışlardır. Ve bundan dolayı Türkiye övünebilir. (31 Ekim 1933)

 

Dwight D. Eisenhower (ABD Başkanı) : TÜRK BİRLİĞİNİN MİMARİ

Kemal Atatürk için daimi bir anıt tesisi münasebetiyle Türkiye'ye tebriklerimi arz ile gurur duyuyorum. O'nun gösterdiği yolda yürüyen büyük ulusunuz çok önemli başarılar elde etmiştir. Türk birliğinin ve ilerleyişinin mimarı Atatürk'ün hatırasını anmak için yapılan bu tören, dünyanın her tarafından hür insanlara ilham kaynağı olmuş bir zata çok yerinde bir saygıdır.

 

Habib Burgiba (Tunus Devlet Başkanı) : ATATÜRK İLHAM KAYNAĞIYDI

Sakarya Savaşı, Sakarya Zaferi, yirmi yaşımın en kuvvetli hatırası olmuştur. 0 zamanlar kendi kendime diyordum: Acaba ben de ulusumu böylesine seferber edemez miyim, onun ruhuna bu kurtarıcı hamleyi, bu dizgin tanımaz ihtirası aşılayamaz mıyım?

 

Charles de Gaulle (Fransa Devlet Başkanı) : SADIK DOSTLUK DUYGULARI

Büyük Atatürk'ün ölümünün 25. yıldönümü nedeniyle Fransız ulusunun, Türk ulusuna karşı duymakta olduğu sadık dostluk duygularını dile getirmek isterim. Türkiye tarihi, bugün, her zamandan çok Batı ve Avrupa tarihinden ayrılmaz bir durumdadır. Ve Atatürk'ün bu yöndeki gayretleri sonuçsuz kalmamıştır. Memleketlerimiz arasındaki yüzyılları aşan dostluk, bu gelişmenin temelini oluşturur.

 

Muhammed Ali Cinnah (Pakistan' in kurucusu) : 0, MUSLUMANLARIN DA SESİYDİ

0, Türkiye'yi kurmakla bütün dünya uluslarına Müslümanların seslerini duyuracak kudrette olduğunu ispat etti. Kemal Atatürk'ün ölümüyle Müslüman dünyası en büyük kahramanını kaybetmiştir. Atatürk gibi bir önder önlerinde bir ilham kaynağı olarak dikildiği halde Hind Müslümanları bugünkü durumlarına h~l~ razı olacaklar mı?

 

 

 

Eyüp Han (Pakistan Devlet Başkanı) : BÜTÜN ÇAĞLARIN LİDERİ

Kemal Atatürk yalnız bu yüzyılın en büyük liderlerinden biri değildir. Biz Pakistan'da O'nu, gelmiş geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. 0, yalnız sizin ulusunuzun sevgili önderi değildir. Dünyadaki bütün Müslümanlar gözlerini sevgi ve hayranlık duygularıyla O'na çevirmişlerdir.

 

Nikita S. Hruşçef (Sovyetler Birliği Başkanı) : ATATÜRK'UN YÖNETİMİNDEKİ TÜRKİYE

Yakın ve Orta Doğuda ilk cumhuriyet, doğuşunu O'na borçludur. Bu cumhuriyet, birçok ulusun milli özgürlük savaşlarına ışık tutmuştur.

Atatürk'ün yönetimindeki Türkiye'nin uluslararası otoritesi yükselmiş ve ülkesi dünya siyasetinde önemli bir rol oynamaya başlamıştır.

 

John F. Kennedy (ABD Başkanı) :  YUZYILIMIZIN BUYUK ÖNDERİ

Atatürk adı insana bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk ulusuna ilham veren önderliğini, modem dünyayı anlayışındaki ileri görüşlülüğü ve bir askeri önder olarak kudret ve cesaretini hatırlatmaktadır. Şüphesiz ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ve o zamandan beri Atatürk'ün ve Türkiye'nin giriştiği derin ve geniş devrimler kadar bir ulusun kendisine olan güvenini daha başarıyla belirten bir başka örnek gösterilemez.

 

Cavaharlal Nehru (Hindistan Başbakanı) :  MODERN ÇAĞIN YAPICISI

Kemal Atatürk veya bizim O'nu o zamanlar tanıdığımız ismiyle Kemal Paşa, gençlik günlerimde benim kahramanımdı. Büyük devrimlerini okuduğum zaman çok duygulandım. Türkiye'yi modernleştirme yolunda Atatürk'ün giriştiği genel çabayı büyük bir takdirle karşıladım. O'nun dinamizmi, yılmaz ve yorulmak bilmezliği insanda büyük bir etki yaratıyordu. 0, Doğuda modern çağın yapıcılarından biridir. O'nun en büyük hayranları arasında bulunmakta devam e-diyorum.

 

Prof. Ludwig Erhard (Batı Almanya Başbakanı) : ESERLERİ TAKDİRLE ANILMAKTADIR

Bütün dünya 10 Kasım'da, biz Almanların da dostluk ve saygıyla bağlı olduğumuz bir insanın hayatını ve eserlerini takdirle anmaktadır. Atatürk, daima Türkiye ile Avrupa arasında sıkı bağlar kurmaya çalışmıştır.

 

Sir A. Douglas Home (Ingiltere Başbakanı) : KAHRAMAN VE CESUR ASKER

Mustafa Kemal ismini bundan 50 yıl önce seçkin bir Türk komutanı olarak duymuştuk. Daha sonra barışın kuruluşuyla devlet adamlığı özelliklerini ortaya koymak fırsatını elde etmesi, büyük milli önderlerden biri olarak O'na tarihin en yüce mevkilerinden birini kazandırmıştır. 0 kahraman ve cesur askeri saygıyla, modern Türkiye'nin gerçek babası olan devlet adamını da hayranlık ve şükranla anıyoruz.

 

Hayato İkeda (Japonya Başbakanı) :  ATA'YA DUYULAN HAYRANLIK

Atatürk'ün Türk Dili Devrimi'ni gerçekleştirmesi ve dinle siyaseti birbirinden ayırarak Türk toplumunun modemleşmesini sağlamak yolundaki çabalarına karşı büyük bir hayranlık duymaktayız.

 

Kurt G. Kiesinger (Federal Almanya Başbakanı)  : 0, ESERİNİ TEHLİKEYE SOKMADI

Ben Türk-Alman dostluğunu yakından tanıyan bir neslin çocuğuyum. Küçük yaşımda bir adamın kahramanlıkları, yaptığı hizmetleri, ülkesi için giriştiği özverileri gördüm. Bu adam Mustafa Kemal'di. Bugün daha iyi kavrıyorum ki, o insan büyük bir devlet adamıydı. Büyüktü, çünkü ölçüyü korumasını her zaman bildi ve eserini tehlikeye sokacak sınırları aşmadı. Yürekliliğin ve kendi yürekliliğinin sınırlarını da çizebilecek kadar anlayışlıydı.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

23/12/2008 · Kategori: ATATURK

      Atatürk'ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova'da bulunduğu sırada, ciddî olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara'ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu.

     Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana'ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askerî birliklerimizi teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Ülkü edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs'ta Ankara'ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul'a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu. Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı'nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul'a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi Atatürk'ü çok sevindirip moralini düzeltti.

    Temmuz sonlarına kadar Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi. Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu. Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.

   Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok arzuladığı hâlde, Ankara'ya gelip cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü törenlerine katılamadı. 29 Ekim 1938'de kahraman Türk Ordusu'na yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar tarafından okundu. "Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk Ordusu'nun önemini belirtmiştir. Yine aynı mesajda "Türk vatanının ve Türk'lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır" diyerek Türk Ordusu'na olan güvenini belirtmiştir.

   Atatürk 1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan başka eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin millî şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi'nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi'nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor sahasında da idealine ulaştırılması için Beden Terbiyesi Kanunu'nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.

   Atatürk'ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk'ün kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu. Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe Sarayı'nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı.

Bu kara haberle, yalnız Türk milleti değil, bütün dünya yasa büründü. Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler.

 

 

   16 Kasım günü Atatürk'ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı'nın büyük tören salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti.

Cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı'na götürüldü. Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada açıklarına kadar, donanmamız ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit'e getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara'ya getirilmek üzere hareket edildi. Atatürk'ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkam, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askerî yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı. Daha sonra Atatürk'ün tabutu katafalkta alınarak. Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre kondu.

   Türk milleti daha sonra, bu büyük insana lâyık, Ankara Rasattepe'de bir Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesinden alınan Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e getirildi. Burada yurdun her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına yerleştirildi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

23/12/2008 · Kategori: ATATURK

              Siyasal Alanda Yapılan Değişiklikler :

 

Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde 1919 yılında başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşımız 1922'de tamamlandı. Osmanlı Devleti yöneticileri bu savaşın önderleri hakkında ölüm fermanları imzalamaktan çekinmediler. Kurtuluş Savaşı bittiği zaman bir yanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti, öte yanda Osmanlı Saltanatı vardı. Büyük Millet Meclisi'nin 1 Kasım 1922 günü kabul ettiği bir yasa ile tarihimizde saltanat dönemi kapandı. Yeni bir dönem başladı. Osmanlı Saltanatının kaldırılmasından sonra 1921 Anayasası'nda değişiklikler yapıldı. 29 Ekim 1923 günü Türkiye Devleti'nin hükümet şeklinin Cumhuriyet olduğu kabul edildi.

Cumhuriyetin ilanı ile tarihimizde Cumhuriyet Dönemi başladı.

 

            Hukuk Alanında Yapılan Değişiklikler :

 

Cumhuriyet öncesinde yargı işleri din adamları tarafından görülürdü. Kadı adı verilen yargıçlar din kurallarına göre karar verirdi. Hukuk alanında yapılan değişiklikle eski mahkemeler kapatıldı. Eski yasalar yürürlükten kaldırıldı. Uygar ulusların yasaları örnek alınarak boşanma, miras, ceza hukuku yeniden düzenlendi. Hukuk devrimi ile kadın - erkek arasında eşitlik sağlandı. Miras konusunda kadın ve erkek eşit pay almaya başladı. Kadınlar da erkekler gibi seçme ve seçilme hakkına kavuştu.

 

            Eğitim Alanında Yapılan Değişiklik :

 

Osmanlı Devletinde eğitim sistemi dinseldi. Mahalle okulunu bitirenler isterlerse öğrenimlerini Medreselerde sürdürürlerdi. Medreselerde genel olarak dini bilgiler öğretilirdi. Bu öğrenim kurumlarında tekniğe, bilime önem verilmezdi. Medreselerin yanı sıra İmparatorluğun devlet işleri için kurulmuş Enderun adlı Saray Okulu vardı. Çok sonraları Tanzimat Döneminde Ortaokul dengi Rüştiye, Lise dengi İdadi ve Sultani okulları açıldı. Daha sonra Tıp, Harp Okulu, Mülkiye Okulları kuruldu.

Cumhuriyet döneminde dine bağlı eğitim sistemine son verildi. Eğitim kurumlarında bilimsel yöntem ve ilkelere dayalı eğitim çalışmaları başladı. Tüm okullar bu ilkelere göre yeniden örgütlendi.

Atatürk eğitime, öğretime çok önem verdi. Bilgisizliği kısa yoldan çözmek, okuma yazmayı kolaylaştırmak amacı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1928 tarihinde Türk Alfabe Yasası'nı kabul etti. Bu alfabe ile okuma yazma öğrenilmesi için Ulus Okulları açıldı. Bütün yurtta okuma yazma öğrenme çalışmaları başladı. Atatürk, Ulus Okullarında Başöğretmen olarak dersler verdi.

Harf değişikliğini, dilde özleşme izledi. Arapça ve Farsça sözcüklerden oluşan Osmanlıca yerine Türkçe konuşulup yazılmaya başlandı. Atatürk Türk Dili'nin benliğine kavuşma çalışmalarını yürütmek amacı ile 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni kurdu. Dilimiz yabancı sözcüklerden arındı.

 

Ekonomik Alanda Yapılan Değişiklikler :

 

Lozan Barış Antlaşması ile yabancı uyruklulara tanınan kapitülasyon ayrıcalıkları kaldırıldı. Ülkemiz kendi zenginlik kaynaklarına sahip çıktı. Her alanda devlet öncülük etmeye başladı. Bankalar, fabrikalar kuruldu. Modern tarım çalışmalarına başlandı. Yollar, özellikle demiryolları yapımında büyük çaba gösterildi. Böylece yurdun en uzak yerlerine ulaşma olanağı hazırlandı. Ekonomik bağımsızlığımız kazanıldı.                                                                 Ekonomik alanda sağlanan bu başarılar sonucu yurdumuz bayındırlaştı. Ulusumuz zenginleşti. Halk için ağır bir yük olan aşar vergisi kaldırıldı. Çağdaş vergilendirme yöntemleri uygulanmaya başlandı.

 

Sosyal Alanda Yapılan Değişiklikler :

 

Atatürk, ulusumuzun uygar uluslar düzeyine ulaşması için, sosyal alanda da köklü değişiklikler yaptı. Yeni okullar açtı. Hastaneler, dispanserler kurulmasını sağladı. Güzel sanatların gelişmesi için gerekli girişimlerde bulundu. Konservatuar kuruldu. Stadyumlar, spor alanları, kapalı spor salonları yapıldı. Uygar bir toplum için gerek duyulan tüm sosyal kurumlar Atatürk döneminde açıldı.

Ölçü Birimlerinde Yapılan Değişiklikler :

Atatürk dünya ile ilişkilerimizi düzenli yürütmek için ölçü birimlerinde değişiklikler yaptı.

Uzunluk ölçüsü birimi olarak arşın, endaze; ağırlık ölçüsü birimi olarak okka, dirhem gibi ölçüleri kaldırarak bugün kullanmakta olduğumuz ölçü birimlerini kabul etti.

Yurdumuzda daha önce takvim Hicri takvime göre düzenlenmişti. Buna göre dünyanın kullandığı takvimle aramızda 580 yıl kadar bir farklılık vardı. 1 Ocak 1926 tarihinden sonra bizde de Miladi takvim kullanılmaya başlandı. Eskiden ülkemizde ezani saat kullanılıyordu. Bu saat uygar ülkelerin kullandığı saate uymuyordu. Takvimde olduğu gibi saatler arasındaki bu uymazlık büyük karışıklıklara neden oluyordu. Bunları ünlemek için takvimle birlikte bugünkü kullandığımız saat kabul edildi.

Hafta tatili Cuma'dan Pazar gününe alındı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

23/12/2008 · Kategori: ATATURK

CUMHURİYETÇİLİK

          Kemalist devrimler siyasi bir devrim niteliğindedir ve çokuluslu bir imparatorluktan Türkiye ulus devletine geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece Modern Türkiye' nin ulusal kimliği kazandırılmıştır. Kemalizm Türkiye için yalnızca Cumhuriyet rejimini tanımaktadır. Kemalizm insanların arzularını yerine getirebilecek yegane rejimin cumhuriyet rejimi olduğuna inanmaktadır.

 

HALKÇILIK

          Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Kemalist Devrim ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşımaktaydı. Bu devrim seçkin bir grup tarafından genel olarak halka yönelik bir biçimde gerçekleştirilmişti. Kemalist Devrimler, özellikle İsviçre Medeni Kanunu olmak üzere batı kanunlarının Türkiye' de uygulamaya konmasıyla birlikte kadınların statüsüne kökten değişiklikler getirmiştir. Üstelik, 1934 yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme hakkını almışlardır. Atatürk çeşitli ortamlarda Türkiye'nin gerçek Yöneticilerinin köylüler olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan çok bir hedef niteliğindeydi.Gerçekte, halkçılık ilkesi için yapılan resmi açıklamada Kemalizmin sınıf ayrıcalıklarına ve sınıf farklılıklarına karşı olduğu ifade edilmekte ve hiçbir bireyin, ailenin, sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul etmiyordu. Kemalist ideoloji, aslında, Türk vatandaşlığı olarak ifade edilen bir fikre dayanmaktaydı. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri, onların daha fazla çalışmaları için gerekli psikolojik teşviki sağlayacak, birlik fikri ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olacaktı.

 

LAİKLİK

          Kemalist laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına gelmiyor, ayrıca dinin eğitim, kültürel ve yasal konulardan da ayrılması anlamını taşıyordu. Laiklik, düşünce özgürlüğü ve kuruluşların dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız olmaları anlamına geliyordu. Böylece, Kemalist devrim ayrıca laik bir devrim idi. Kemalist devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğer birçoğu ise laikliğe ulaşılmış olması nedeniyle gerçekleştirilebilmiştir. Kemalist laiklik ilkesi Tanrı karşıtı bir ilke değildi. Bu akılcı ve dini siyasettir dışında tutan bir ilke idi. Bu Kemalist ilke aydınlanmış İslam'a değil, çağdaşlığa karşı olan Müslümanlığa karşısındaydı.

 

DEVRİMCİLİK

            Atatürk'ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de reformculuk veya devrimcilikti. Bu ilkenin anlamı Türkiye'nin devrimler yaptığı ve geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlar ile değiştirmiş olduğu idi. Geleneksel kavramların iptal edildiği ve modern kavramların benimsendiği anlamına geliyordu. Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınmalarının çok ötesine geçti.

 

MİLLİYETÇİLİK

           Kemalist devrim ayrıca milliyetçi bir devrim idi. Kemalist milliyetçilik ırkçı bir yapıda değildi. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesi idi. Bu milliyetçilik, tüm diğer milletlerin bağımsızlık haklarına saygılı idi. Yine bu milliyetçilik, sosyal içerikli bir milliyetçilikti. Yalnızca anti - emperyalist değil, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine karşı olan bir milliyetçilikti. Kemalist milliyetçilik, Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.

DEVLETÇİLİK

               Kemal Atatürk yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye'nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesinin de devletin ülkenin genel ekonomik faaliyetlerini düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği alanlara veya özel sektörün yetersiz kaldığı alanlara veya ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara yine devletin girmesi gerektiği anlamında yorumlanmaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::